GüncelMakaleler

POLİTİK-GÜNDEM | “Cumhuriyetin Yüzüncü Yılında  BİZ BAŞKA BİR DÜNYA İSTERİZ!”

"Yüz yıllık cumhuriyetin kimin cumhuriyeti olduğu sayısız pratiğiyle ortadır. Bu cumhuriyet halkımızın cumhuriyeti değildir ve hiçbir zamanda olmamıştır. Yüz yıllık köhnemiş bu cumhuriyet eski dünyaya aittir!"

Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923’te cumhuriyet olarak yönetileceğinin ilan edilmesinin 100. yıl dönümü kutlandı. Aradan yüz yıl geçtikten sonra günümüzde Türkiye’nin cumhuriyetine yaklaşımın ilerici ve devrimci saflarda halen tartışma konusu olmaya devam etmesi dikkate değerdir.

Bu husus, “sınıf eksenli” siyaset yaptığını ifade edenler açısından da önemli bir ayrım noktası olmaya devam ediyor. Bu ayrımda kendini sol, devrimci ve hatta “komünist” olarak tanımlayanların cumhuriyeti “kazanımları” gerekçesiyle kutlamaları dikkat çekiciydi.

Cumhuriyet fikrinin cumhuriyeti ilan eden Kemalistlere ait olmadığı, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle yarı sömürgeleşme sürecinde “Devlet-i Ali”yi kurtarmak için tartışıldığı bilinmektedir. Nitekim Osmanlı’nın I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Alman emperyalistlerinin yedeğinde savaşa girmesi ve yıkılmasından sorumlu olan İttihatçıların geride kalan kadroları günün koşullarına uygun olarak cumhuriyeti ilan etmişlerdir.

Aradan yüz yıl geçtikten sonra ilan edilen bu cumhuriyetin kimin cumhuriyeti olduğu konusunda özellikle kendine solcu ve ilerici olarak tanımlayanlar arasında var olan kafa karışıklığının nedeni, bu cumhuriyeti ilan edenlerin sınıfsal konumu ve sonradan Kemalizm olarak adlandırılacak olan ideolojinin hatalı değerlendirilmesinden kaynaklıdır. Kemalizm’i, ilerici ve hatta devrimci gören değerlendirmelerin halen sol ve devrimcilik adına savunuluyor oluşu, cumhuriyetin ilanının da sahiplenilmesi ve hatta kutlanmasına neden olmaktadır.

Örneğin günümüzde “cumhuriyetin kazanımları” olarak propaganda edilen laikliğin, gerçek anlamda bir burjuva laiklik bile olmadığı; tıpkı Osmanlı’dan arta kalan ordunun Genelkurmay Başkanlığı altında yeniden örgütlenmesinde olduğu gibi Şeyhülislamlığın da Diyanet İşleri Başkanlığı kurumuyla yeniden örgütlendiği biliniyor. TC’de laikliğin, yukarıdan aşağıya örgütlenmiş resmi bir devlet dini olarak Sünni Hanifeliği hakim inanç olarak dayatılması olduğu, meselenin klasik söylemle “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olmadığı, tam aksine inançların yasaklanması ve devletin denetimi altına alınması olduğu tarihsel tecrübeyle sabittir.

Bu anlamıyla cumhuriyet de benzer bir işleve sahiptir. “Kimsesizlerin kimsesi” olarak propaganda edilen cumhuriyet, burjuva anlamda dahi aşağıdan kitlelerin katılımına ön açmamış, tam aksine iktidarı ele geçiren sınıfların, bir yandan halkın demokratik taleplerini bastırmak, diğer yandan da dönemin emperyalistleriyle masaya oturmak ve anlaşmanın yol ve yöntemi olarak ilan edilmiştir. Kısaca Osmanlı’dan devralınan kurumlar emperyalist kapitalist sistemin andaki ihtiyaçlarına göre yeniden örgütlenmiştir. Bunlara da “devrim” denilmiştir!

Rejimin cumhuriyet temelinde örgütlenmesi, 1917 Ekim Devrimi’yle başgösteren “Bolşevik tehlikeye” karşı, Türk hakim sınıflarının kapitalist emperyalist sisteme günün koşulları gereğince entegre edilmesinin ilanı ve beyanıdır. Cumhuriyetin saltanatı ilga etmesi sanıldığının aksine o günün koşullarında devrimci bir hamle değildir. Çünkü o devrimci hamle, Bolşevik Devrimi’yle hanedanlığı hak ettiği yere, tarihin tozlu rafları arasına göndermiştir. Artı bu dönem, “yuvarlanan taçlar” dönemidir. “Dünyada gelişmeler öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, yuvarlanan taçları kimse başına koymaya cesaret edememektedir. Taçlı bir yönetim artık hakim sınıfların ihtiyaçlarını karşılayamaz, egemenliklerini koruyamaz. Bunu, burjuvazi de bilmektedir. Artık karşı-devrim, ‘demokratik cumhuriyet’ maskeli faşist diktatörlük olabilir ve öyle de olmuştur.” (İ.K., Bütün Eserleri, Nisan Yayımcılık)

 

Hangi Cumhuriyet ve AKP’nin Cumhuriyet düşmanlığı!

Bu anlamıyla ilan edilen cumhuriyetin, Kemalist cumhuriyet olduğu ve dahası bu cumhuriyetin halkın değil, Kemalistlerin temsilcisi olduğu komprador burjuvazi ve büyük toprak ağalarının cumhuriyeti olduğu açıktır. Ki Kemalist cumhuriyet de hiçbir zaman resmi olarak bir halk cumhuriyeti olduğunu ifade etmemiş, Kemalist doktrinin altı okunda ifade edilen halkçılık ilkesi gerçekte diğer ilkelerde olduğu gibi halk kitlelerinin düzene yedeklenmesinin politik bir argümanı olarak kullanılmıştır.

Temel mesele cumhuriyetin kimin ve hangi sınıfların cumhuriyeti olduğudur. En demokratik olsa bile burjuvazinin cumhuriyeti son tahlilde burjuvazinin bir sınıf olarak diğer sınıflar üzerinde tahakkümünün cumhuriyetidir. Ki Türkiye Cumhuriyeti burjuva demokratik anlamda dahi demokratik bir cumhuriyet olmamıştır. TC, kuruluşundan itibaren faşist diktatörlükle yönetilen bir cumhuriyet rejimi olmuştur. Yüzyıllık cumhuriyet tarihinde kazanılan kısmi demokratik haklar her zaman kitlelerin mücadelesi ve basıncıyla olmuş, cumhuriyetin asıl sahipleri kendi aralarındaki iktidar dalaşında her zaman kitlelerin demokratik mücadelesini, istek ve taleplerini kendi kliklerinin arkasında yedeklemek politikasıyla hareket etmişlerdir. Hakim sınıfların herhangi bir kliği iktidarı ele geçirdiği ve kendi gücünü tahkim ettiği oranda ilk olarak kitlelerin mücadeleyle kazandığı demokratik hakları gasp etmişlerdir.

Yüz yıllık cumhuriyet tarihi bunun örnekleriyle doludur. M.Kemal önderliğindeki tek parti döneminde hakim sınıf klikleri devletin kurucu partisi CHP içinde temsil edilmiş, çok partili sisteme geçilmesiyle birlikte hakim sınıf klikleri kendilerini temsil eden siyasal partilerde örgütlenmiştir.

Cumhuriyet rejiminin ilanı nasıl ki dönemin koşulları için bir gereklilikse, çok partili sisteme geçişte, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında kapitalist emperyalist sistemin “yeni dünya düzeni”yle uyum sağlamak içindir. Dolayısıyla cumhuriyet rejiminin tek partili, parlamenter ya da başkanlık sistemiyle tarif ediliyor olması işin sınıfsal özüne dair bir farklılığa karşılık gelmemektedir.

Bu anlamıyla AKP’nin MHP’nin desteğiyle “Türk usulü hükümet sistemi” adı verilen başkanlık sitemiyle cumhuriyet rejimine karşı bir karşı devrim süreci içinde olduğu tartışması gerçeklikten uzaktır. Dahası kitlelerin iktidardaki AKP’ye yönelik tepkilerini, muhalefetteki hakim sınıf kliğinin ardına yedekleme girişimidir. Kitleler yüzyıllık cumhuriyet tarihinde sıklıkla görüleceği üzere bir kez daha Kemalizm’in ardında yedeklenmek istenmektedir. Üstelik bu ilericilik, devrimcilik adına yapılmaktadır. Cumhuriyeti savunmak, kuruluşunu selamlamak kitlelerin kazanımlarını sahiplenmek adına bir görev olarak propaganda edilmektedir.

AKP’nin cumhuriyet rejimiyle, onun sınıfsal özüyle iktidarının başından beri bir derdi olmamıştır. AKP’nin hakim sınıfların kendi aralarındaki klik mücadelesinde, yüzyıllık cumhuriyet tarihinde halk kitlelerine Kemalizm adına uygulanan faşist politikalara karşı, kitlelerin tepkisini kendi temsil ettiği kliğin arkasında başarıyla yedeklediği bir gerçektir. Yine AKP’nin kitle desteğini sürdürmek için “neo Osmanlıcı” politik söylem ve propagandalar içinde olduğu da bilinmektedir. Ancak AKP’nin cumhuriyet rejiminin sınıfsal özüyle ve dahası bu rejimin emperyalist sermayeyle işbirliği içinde olmasıyla bir sorunu bulunmamaktadır.

Nitekim daha cumhuriyet ilan edilmeden toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde kabul edilen “Misak-ı İktisadi” yeni devletin kapitalist dünyayla ve emperyalist sermayeyle “iş tutmak” isteğinin ilanı olmuştur. Yüz yıllık cumhuriyet tarihi, Türk hakim sınıflarının kuruluştan günümüze emperyalist sermayeye hizmet etmek, karşılığında da belli bir pay alarak iktidarlarını sürdürmek olarak özetlenebilir.

Gelinen aşamada yüzyıllık cumhuriyetin lideri “yerli ve milli” R.T.Erdoğan’ın “Doğrudan yatırımları ülkemize çekmek için yatırım, ticaret ve finansman alanında hukuki süreçleri kolaylaştıracağız. Temel vergi kanunlarında yatırımcı dostu, sade, anlaşılır ve adil bir vergi sistemi oluşturmaya yönelik düzenlemeler yapacağız” (4 Kasım) ifadelerinde olduğu gibi kuruluştan günümüze kesintisiz olarak kapitalist sisteme uyum sağlamak, emperyalist sermayeye ülke pazarını açmak ve kolaylıklar sağlamak temel hedef olmuştur.

Yüz yıllık cumhuriyet tarihi kapitalist sisteme entegrasyon ve emperyalist sermayenin andaki yönelimine uyum sağlamak olarak özetlenebilir. TC tarihi incelendiğinde bu gerçeklik rahatlıkla görülür. Türk hakim sınıflarının cumhuriyeti, iktidarın kapitalist sisteme ve emperyalist sermayeye entegrasyonu olarak ilan edilmiş ve sürdürülmüştür. Türk hakim sınıflarının kendi aralarındaki iki kamp şeklindeki iktidar mücadelesinin cumhuriyet temeli üzerinden sürdürdüğü bilinen bir gerçektir. Nitekim İbrahim Kaypakkaya, tıpkı Milli Mesele ve Kemalizm konusunda olduğu gibi bu konuda da günümüzün politik saflaşmasını anlamamızı sağlayan oldukça isabetli bir değerlendirme yapmaktadır: “Yani bu iki hakim kamp arasındaki mücadele, başından beri, esas olarak cumhuriyet temeli üzerinde kalmak üzere, komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları arasında bir iktidar mücadelesi olarak cereyan ediyordu; Sultanlığı ve hilafeti geri getirmek isteyenlerle cumhuriyetçi burjuvazi arasında, karşı-devrim ve devrim taraftarları arasında değil.”(İ.K., Bütün Eserleri, Nisan Yayımcılık)

Bu nedenle cumhuriyetin yüzüncü yılı nedeniyle gündeme getirilen tartışma anlamsızdır. Cumhuriyetin asıl sahipleri olanlar kâr oranları yükselirken yüksek bütçeli reklam filmleriyle bu başarılarını kutlamaktadırlar. Ve halka cumhuriyetin halkın olduğu propagandasını yapmaktadırlar. Halkın olduğu propaganda edilen cumhuriyetin yüz yıllık tarihinde halka yaşattıkları ortadadır. Kitlesel katliam, sürgün, baskı ve yasakların haddi hesabı yoktur!

Demokratik Cumhuriyet devrimle gelecek!

Yüz yıllık cumhuriyet tarihi sadece hakim sınıfların emperyalist sermayeye hizmet, kendi iktidarlarını korumak ve sürdürmek için halka karşı uyguladığı politikalar değildir. Coğrafyamızda Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve oradan da günümüze yüzyıllık bir mücadele ve direniş tarihi de söz konusudur. Bu direniş ve mücadeleler hakim sınıfların devlet aygıtı tarafından, katliamlarla, baskı ve faşist terörle bastırılmaya çalışılsa da bitirilememiştir.

Yüz yıllık cumhuriyet tarihi aynı zamanda Türk, Kürt uluslarından, çeşitli azınlık milliyet ve inançlardan halkımızın mücadele ve direniş tarihidir. Daha Türk hakim sınıflarının cumhuriyeti ilan edilmeden önce Osmanlı’da işçi sınıfının en demokratik talepleri için mücadelesi, ardından Kemalistlerin demokratik devrim ihtimaline karşı başta komünistler olmak üzere başka bir dünya isteyenleri katletmesi, Kürt ulusuna yönelik ağır bir milli zulüm politikası, Alevi inancı başta olmak üzere ezilen inançların yok sayılması, işçi sınıfına polis, köylüye jandarma dipçiği, gençliğe yönelik faşist terör bu mücadeleyi yok edememiştir.

Türk hakim sınıflarının cumhuriyetine karşı kitlelerin mücadelesi kendi devrimci ve komünist öncüsünü de yaratmış, 1971 devrimci kopuşunu var etmiştir. İşçi sınıfını 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nden, Zonguldak maden işçilerinin Ankara yürüyüşüne ve Tekel işçilerinin Ankara Direnişi’nden nihayet Gezi İsyanı ve halen sürmekte olan işi direnişlerine kadar işçi sınıfı başka bir cumhuriyet istediğini pratikte göstermiş ve göstermektedir.

Kürt ulusunun yok sayılmaya, baskı ve katliamlara yönelik her alandaki mücadelesi ortadır. Köylülerin emperyalist şirketlere hammadde sağlamak amacıyla komprador şirketlerin doğa ve çevreye yönelik rant ve yağma saldırısına karşı mücadelesi bilinmektedir. Her gün katledilen kadınların ataerkiye karşı mücadelesi sürmektedir. LGBTİ+’ların yok sayılmalarına, baskılara yönelik dinmeyen sesleri duyulmaya devam etmektedir. Gençliğin kendisine dayatılan geleceksizliğe karşı öfkesi birikmektedir. Son olarak, KYK yurtlarında yaşananlara yönelik öğrenci gençliğin kitlesel eylemleri, yeni ve demokratik bir cumhuriyet mücadelesinin gerekçesi ve hareket noktasıdır.

Özetle halk kitlelerinin mücadelesi çeşitli biçim ve içeriklerde sürmektedir. Özel mülkiyet rejimi üzerinden yükselen, eşitsizliğe dayalı sınıflı toplum gerçeği var olduğu müddetçe kitlelerin mücadelesi sürecektir. Bu mücadele aynı zamanda Türk hakim sınıflarının faşist diktatörlükle yönetilen cumhuriyetine karşı, halkın yeni demokratik cumhuriyet mücadelesini içermektedir.

Yüz yıllık cumhuriyetin kimin cumhuriyeti olduğu sayısız pratiğiyle ortadır. Bu cumhuriyet halkımızın cumhuriyeti değildir ve hiçbir zamanda olmamıştır. Yüz yıllık köhnemiş bu cumhuriyet eski dünyaya aittir! Halkın gerçek kurtuluşu ise yeni demokratik bir cumhuriyettedir. Eskiye vurup yeniyi yeşertmek, yeni demokratik bir cumhuriyet için kitlelerin mücadeleleriyle birleşmek, her zamankinden daha gereklidir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu