EmekMakaleler

Köylünün yaşam damarları kesiliyor

Türkiye’de hayvan yemi satan firmalar, çalıştıkları bayilere yazı göndererek bundan sonra yem satış fiyatlarının dolar kuru üzerinden yapılacağını açıkladı. Anlaşılan döviz kurunda yaşanan dalgalanma, hayvan yetiştiriciliğini de bitirme aşamasına getirmiş bulunuyor.

Türkiye’de hayvan yemi satan firmalar, çalıştıkları bayilere yazı göndererek bundan sonra yem satış fiyatlarının dolar kuru üzerinden yapılacağını açıkladı. (16.08.18, Dünya Gazetesi) Anlaşılan döviz kurunda yaşanan dalgalanma, hayvan yetiştiriciliğini de bitirme aşamasına getirmiş bulunuyor.

Hayvan yetiştiriciliği için hayati öneme sahip mera alanlarının hızlı bir şekilde yok olması, üreticiyi dışarıdan alınan yeme mahkum etmiş durumda. Bugün bu sektörde yem, birinci sırayı almış ve yetiştiriciliğin ana girdisi (gideri) olmuştur.

Coğrafyamızda mera alanları, Cumhuriyet sonrası iki kez büyük çapta yıkıma uğramıştır. İlki Marshall Planı doğrultusunda 1950-1975 yılları arasında yaşanmıştır. Bu aralıkta tarım alanında traktör vb. araçların kullanımında yaşanan artış ile birlikte mera olarak köylünün ortak kullanımında olan “boş çayırlar” büyük toprak sahibi çiftliklerin ve ağaların tarlalarına dönüştürülmüş/birleştirilmiş, köylünün elinden gasp edilerek alınmıştı.

Mera alanlarının tarlaya dönüştürülmesi sadece hayvan yetiştiriciliği yapan küçük üreticiyi etkilemedi, aynı zamanda küçük toprak sahibi ve toprağı olmayan kiralık tarım işçisi yoksul köylüyü de etkiledi. Türkiye’de küçük köylüler tarla, bağ-bahçe ile geçimini sağlamakta zorluk çektiği için ek geçim kapısı olarak belli (az) sayıda büyük ve küçükbaş hayvan besler, bunların sayesinde sütünü, peynirini, yoğurdunu kendisi yapar. Bu imkandan büyük toprak sahiplerince (meralara el konulması yoluyla) mahrum bırakılan köylü, daha sonra benzer gerekçelerle kentleşmenin yol açtığı ranta dayalı yerleşim alanı nedeniyle de geniş meralardan faydalanamaz hale getirildi.

Plansız-programsız, tamamen yağma anlayışıyla çarpık bir şekilde gelişen-genişleyen kentleşme, büyük tarım alanlarını “kent arazilerine” dönüştürdü. Bununla birlikte 80’lere gelindiğinde kent nüfusunun köyden göçler nedeniyle hızlı bir artış içinde olması, sanayinin ağır da olsa gelişiyor olması, yeni konut alanları, yol, baraj, havaalanı, termik santral vb. ile birlikte her yıl düzenli olarak bu alanlar, büyük tarımsal toprak parçaları yok oldu. Sadece tarımsal toprak değil hayvan yetiştiriciliğinde de önemi tartışmasız olan mera alanları böylece yok edildi.

Önemli bir örnek olması açısından, İstanbul çevresinde var olan mera alanlarının çarpık-plansız ve talana dayalı kentleşme nedeniyle hızlı bir şekilde yok olması verilebilir. Bunun sonucunda İstanbul çevresinde yapılan manda yetiştiriciliği ufak alanlara sıkıştırılarak bitirme aşamasına getirilmiştir. 1980’lerde büyük manda sürülerine sahip köylüler, bugün meraları ellerinden değişik gerekçelerle alındığı için bu işi çok küçük sayıda hayvan ile yapmak zorunda kalmış ve birçoğu artık bunu bile yapamaz duruma gelmiştir.

Türkiye’de üzerinde en fazla değişiklik yapılan maddelerden biri ‘mera kanunu’ olmuştur. Her iktidar meralar hazine malı olduğu için buralardan nasıl en fazla rantı elde edebilirim peşine düşmüştür. Bunlardan biri olarak 2004 yılında çıkan yasa ile 20 yıllık ot bedeli ödemesi halinde bu alanlar kullanıma açılmıştır. 2011 yılında çıkartılan KHK ile de köy içinde yer alan meralar turizm ve konut için kullanıma açılmıştır.” (Necdet Oral, Birgün)

Hayvancılığın ölüm fermanı…

Hayvan yetiştiriciliği coğrafyamızda her yıl bir önceki yıla oranla gerileme seyri içindedir. Yurtdışından “ucuz et” kılıfıyla ithalat, gümrük vergisinin düşük tutulması veya sıfıra indirildiği eşit olmayan şartlar altında “ucuz ithal et” yerli üreticinin rekabet gücü olmadığından iflas ile sonuçlanıyor. Kaldı ki et fiyatlarında hiçbir ucuzlama olmamıştır. Tarımda, et ve süt ürünlerinde kaldırılan gümrük vergisi yerli pazarı çok uluslu tekellerin hakimiyetine sokmuş; ucuz et ithalatı+meraların yok edilmesi–pahalı yem fiyatları eşittir yerli hayvan yetiştiriciliğinin ölümü! Her fırsatta “yerli ve milli” nutuklarının atıldığı bir süreçte dahi geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda başta İstanbul olmak üzere birçok kurbanlık satış alanında, yerli hayvan bulmak neredeyse samanlıkta iğne aramak gibiydi! 2017 yılında 280 bin koyun, 896 bin sığır ithal edilmiş, bu yılın ilk 7 ayında ise 245 bin koyun, 706 bin sığır ithal edilmiştir.

Meraların yerli üreticinin elinden alınması, besiciliğin büyük oranda yeme mahkum edilmesi, döviz kurunda “spekülasyon” boyutunda yaşanan dalgalanma karşısında üretici için son sığınak sayılabilecek şeker fabrikalarının özelleştirilmesi de bu sektörde yaşanan tahribatı derinleştirmiştir. Geçtiğimiz aylar içerisinde 14 şeker fabrikasının değişik illerde özelleştirilmesi ve bir süre sonra herkesin malumu olduğu üzere (başta ABD’li nişasta bazlı mısır şurubu tekellerinin isteğiyle) kapatılacak olması sadece Türkiye’de şeker pancarı yetiştiriciliği yapan köylüyü ve bu fabrikalarda çalışan işçiyi etkilemiyor. Şeker fabrikaları aynı zamanda bulundukları bölgedeki hayvancılığı da yakından etkileyen bir iş kolu. Pancarın şekere dönüştürülmesi işlemi sonrası arta kalan mamül, hayvan yemi olarak direkt fabrikadan bölge insanına, görece daha uygun fiyatlarla satılıyor.

Fabrikaların özelleştirme sonrası kapatılacak olması (kimi illerde işten çıkarmalar başladı bile!) -kapatılmasa bile özel sektörün eline geçen bu yerler köylüye yemi aynı fiyatlarla satmayacağı için- hayvan yetiştiriciliğinde % 60-70 arası bir gider hanesine sahip yemin sürekli zamlanmasıyla karşı karşıya üretici.

Geçen yıl 32-55 TL arası değişen yem fiyatı, bu yıl 75 TL’ye kadar çıkmıştır. 3-10 TL arası olan saman balya fiyatı ise 20 TL’ye kadar çıkabilmektedir. Tarımın hükümet politikasıyla yabancı sermeyenin, çok uluslu şirketlerin eline bırakılması, mera alanlarının bilgisizlik nedeniyle köylü tarafından yanlış kullanımı ve asıl belirleyici durumda olan egemenlerin daha fazla rant uğruna adeta yağmalaması 1950’lerden günümüze yaklaşık % 60 civarında bir alanın kullanım amacı dışına çıkması hayvan yetiştiriciliğini içinden çıkılması güç bir duruma sokmuştur.

Hayvan sayısı artarken ters orantılı bir şekilde mera alanları azalmıştır. Bununla birlikte her yıl “yüksek et fiyatlarını düşürme” aldatmacasıyla ithal edilen et ve canlı hayvan, gümrüksüz bir şekilde yerel pazara sokulmuş. Küçük üreticinin “serbest piyasa’” adı altında eşit olmayan rekabet gücü (yok) kırılmıştır. Küçük üreticinin açık kalan tabutuna son çiviyi, döviz kuruna bağlı olarak her gün biraz daha zamlanan yem fiyatları çakmıştır.

Köylülerin ortak kullanım alanı olan meraların statüsü köylünün lehine korunmalıdır. Ancak bu şekilde hayvancılık ile birlikte küçük üretici köylülerin yaşam damarları kesilmez. Ortak mera alanlarının korunması da birlikte-ortak bir karşı duruşla gerçekleşebilir. (Bir ÖG okuru)

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu