Makaleler

Lampedusa’nın bir kez daha gösterdiği

3 Ekim günü İtalya Lampedusa Adası’nda Afrikalı göçmenleri taşıyan geminin batması sonucu yüzlerce göçmen hayatını kaybetmişti.

Her yıl binlerce insan, yoksulluktan, zulümden kaçmak için Afrika ülkelerinden Avrupa’ya göç yoluna çıkıyor. Ancak Avrupa’nın mülteci politikaları nedeniyle yüzlerce kişi hayallerine ulaşamadan hayatı kaybediyor. Avrupa’ya gidenler ise buralarda yaşadıkları ırkçı faşist saldırılar ile zorla sınır dışı ediliyor.

Umut ile çıkılan yolda ölüme eşdeğer bir hayat ile karşı karşıya kalan yüzlerce emekçi, kaçakçıların kâr aracı olarak kullanılıyor. Lampedusa’da hayatını kaybeden mülteciler ile birlikte Avrupa’nın göçmen politikası bir kez daha tartışılmaya başlandı. Bu katliam ile birlikte İtalya’da bir günlük ulusal yas ilan edilirken egemenler sürece dair, üzüntülerini dile getirmekle yetindiler.

Mültecilerin hayatını kaybetmesinin ardından yapılan açıklamalar gerçeği çarpıtmaktan başka bir anlam taşımıyordu. Burjuva medyanın da habercilik başarısı olarak yayımladığı bu açıklamalar sorgulamanın önüne geçen türden. Büyük puntolarla teşhir edilen açıklamalarda, “mültecilerin gemilere çok kalabalık bir şekilde bindiği ve bu anlamıyla geminin taşıma gücünü azalarak battığından” bahsediliyor. Bu açıklamalarla göç ve nedenlerini tartışmanın önü kapanıyor. Emperyalist yağma ve talan görmezden geliniyor.

Yapılan bir araştırmaya göre 1999-2012 yılları arasında Lampedusa Adası’na toplam 200 bin mülteci gelmiş. Son 20 yılda ise yaklaşık 25 bin mültecinin boğularak öldüğü tahmin ediliyor. Bu da Lampedusa Adası’nın tam anlamıyla mülteci mezarlığına dönüştüğü anlamına geliyor.

Krize çare görülenler krize kurban ediliyor

Ekonomik siyasal kriz ile birlikte bir çıkmaz içine giren emperyalistler saldırılara ağırlık veriyor. Eski çağlarda olduğu gibi tanrının gazabından kurtulmak isteyenlerin genç çocukları kurban etmesi gibi, “tasarruf” adıyla ortaya konulan saldırı politikaları ile emekçiler krize kurban ediyor. Krizin gazabına uğrayan AB, yaşamış olduğu bütçe krizi ile özellikle gençliği daha fazla sömürmektedir. Kriz ile birlikte AB’de gençlik içindeki işsizlik oranı, % 15’ten % 25’e yükseldi. AB İstatistik Kurumu’nun açıklamalarına göre 15 ile 24 yaş arası gençlerin 5 milyon 600 bin’i işsiz. Bu rakamı yarı-sömürge ülkeler açısından düşündüğümüzde, durumun ciddiyetini görebiliriz.

Bu rakamlar üzerinden göçlerin nedenleri yeterince anlaşılabilir. Bugün hâlihazırda dünya çapında 250 milyon kişi, çeşitli ülkelerde göçmen statüsünde yaşamaktadır. Önümüzdeki 20 yıl içinde dünya toplam nüfusunun yüzde 10 ile 13’ü muhtemelen göçmen statüsünde olacak.

Göçmenlerin en mağduru kadınlar

Hemen her alanda olduğu gibi göç politikalarında ya da araştırmalarında da yok sayıldılar. Kadınlar yıllarca göç konusunda daima iradeleri dışında hareket ettirilip erkekler tarafından zorla “seyahate” çıkarıldılar. Göç edilen alanlarda ise yoğun emek sürecine katılarak köle haline getiriliyorlar. Bu kapsamda cinsel şiddetin vahşi gerçeklikleri de mevcut. Kadınlar fuhuşa zorlanırken, onları fuhuşa zorlayanlar değil kadınlar cezalandırılıyor ve genel olarak sınır dışı ediliyorlar. Bugün göçmenlerin 250 milyonunun yarısı kadın. Özellikle 1970’lerden itibaren kadınların işgücüne katılım oranlarının artışı ile göçün kadınlaşmasından bahsedebiliriz. Doğdukları ülkelerde olduğu gibi kadınların göç ettikleri ülkelerde maruz kaldıkları saldırılar, ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarının kadın sorununa yaklaşımda bir fark olmadığını gösteriyor.

Kadının bir meta olarak kullanılması, sürekli bir sömürüye tabi tutulması burjuvazi için gerek sosyal gerek ekonomik alan açısından bir kâr sorunudur. Bununla birlikte çoğunlukla yasal statüden yoksun ve korunmasız olmaları nedeniyle, göçmen kadınların kamusal alana çıkmaları, örgütlenmeleri ve hak talebinde bulunmaları son derece zordur. Ancak örgütlenmenin önündeki bu engellere rağmen, göçmen kadınların yoğunlaştıkları fuhuş ve ev hizmetleri sektörlerinde bu sektörlerin çalışanları tarafından çeşitli örgütler kurulmuştur. Örgütlenme örneklerine baktığımızda, kimilerinde göçmenlik temelinde, kimilerinde çalışılan sektöre göre farklılıklar vardır. Ancak buralarda da kadınlar şovenist saldırılarla karşı karşıyadır.

Sonuç olarak bugün gerek emperyalistler gerekse de yarı-sömürge ülkelerde göçmenlere dönük saldırılar, münferit değildir. Ekonomik krizlerde birer “atık” ve kâr için birer cevher olan – ucuz iş gücü- göçmenler bugün emperyalist saldırganlık nedeniyle göç ettikleri alanlarda ya saldırıya uğruyor ya da saldırıya uğrayacakları ülkeye varamadan derin sularda boğuluyor.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu