Makaleler

Latin Amerika ve Afrika’da öğrenci isyanlarının gösterdiği

Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde eğitimde özelleştirmelere dönük öğrenci ayaklanmaları hızla yayılıyor. Papua Yeni Gine’de haftalardır süren boykotlar polisin başkent Port Moresby’de dört öğrenciyi katletmesi ile giderek büyüdü. Nijerya’nın Ibadan şehrinde özelleştirmeye karşı sokaklara dökülen binlerce öğrenci, hayatı durdurdu. Sendikaların da destek verdiği eylemler, 8 Haziran itibari ile süresiz greve dönüştü ve okullar kapandı. Honduras’ta ise akademik reformlar ile üniversiteler içindeki ayrımcılığa karşı eylemler başladı. Sermayenin çıkarları doğrultusunda hayata geçirilen bu akademik reformlar, öğrenci gençliğin gerçek koşullarını yansıtmadığı gibi eşit eğitim modelini de ortadan kaldırıyor. Buna karşı 1 Haziran’da başlayan eylemlerde öğrenciler devlet kurumlarını ele geçirerek ateşe verdi. Pakistan’da ise eğitim emekçileri eğitimin özelleştirilmesine karşı meclis önüne aktı. Yoksul öğrencilerin okuması önündeki engelleri artıran Pakistan hükümeti ayrıca bölgedeki selefiliği besleyen bir eğitim modeli uyguluyor. Cinsiyetçi ve anti-bilimsel eğitim modellerini toplumun belli kesimlerine indirgeyen ve geri kalan geniş kesimleri eğitimden mahrum eden bu sistem, toplumu ortaçağ karanlığına sürüklemeye çalışıyor.

Militan CNTE sendikasına üye olan öğretmenler, 87 hükümet binasını işgal ederek federal hükümete 2013 yılından beri ısrarla protesto ettikleri eğitim reformu ile ilgili müzakerelere başlama çağrısında bulundu. Chiapas eyaletindeki San Cristobal de Las Casas’da öğretmenler belediye başkanı tarafından gönderilen beş meclis üyesini rehin aldı.

Oldukça geniş bir yaygınlık alanı kazanan bu eylemler kitlelerin öfkesinin bir kanalını gösteriyor. Topyekûn saldırganlığa karşı bu kalkışma sadece eğitim politikalarını değil aynı zamanda kitleler içindeki yoksulluğu ve devlet bürokrasisi içerisinde giderek palazlanan yolsuzluğu işaret ediyor. Emperyalist politikaların önemli dönemeçlerinden biri olan neoliberal politikalar eğitim alanında saldırıların temeli konumundadır. Bu ayaklanmaların kapsamını daha detaylı hale getirmek için emperyalist politikaların nasıl ve hangi amaçla hayata geçirildiğine bakmakta fayda var.

Neo-liberal eğitim politikaları ve emperyalist saldırganlık

1980’li yıllarla beraber eğitimde neoliberalleşme politikaları tüm dünyada uygulanmaya başlandı. Küresel dönüşüm ve emperyalizmin siyasal ve ekonomik politikalarının pekiştirilmesi kapsamında ortaya konulan bu politika, esas itibari ile 70’li ve 80’li yıllardaki kitle hareketlerine dönük bir dizi politikayı da beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda birçok ülkede kitle hareketlerini bastırmak için askeri darbe hayata geçirilmiş ve kitlelerin mücadele dinamikleri tasfiye edilmek istenmiştir. Politik hareketlere dönük ideolojik bombardımanlar; reformizmin yükselişi ve politik tasfiyeci rüzgar kitlelerin mücadelesini bastırmak içindir. Bu saldırılardan eğitim alanları da nasibini almıştır. Özellikle eğitim alanlarında bilim rafa kaldırılmış, sermaye ve rant kapıları daha fazla açılarak “sermaye için bilim” politikası hayata geçirilmiştir.

Bu şekilde işletilen sistem aynı zamanda geri bıraktırılmış sömürge ve yarı sömürge ülkelerde eğitimin ve kültürün geri bıraktırılması için kullanılmıştır. Bu politikanın izleri 1980 yılı ile sınırlı değildir. Bugün dahi eğitim alanlarına dönük antibilimsel bombardıman sürmekte ve özelleştirme politikaları ile eğitim ve bilimin ayağı sakatlanmaktadır. Sömürge ve yarı sömürge ülkelerde başlatılan programlarla eğitim alanları halk kitlelerinin ve özellikle genç zihinlerin eğitimi için değil aksine sermayenin daha fazla palazlanması ve emperyalist imtiyazların daha fazla artırılması için hayata geçirilmektedir. Bologna Süreci vb. tüm sermaye politikaları eğitim alanlarının bilimden arındırılarak sömürü ve rant kapısına dönüşmesi için hayata geçirilmiştir.

1980’lerin başından itibaren öncelikle her düzeydeki eğitimin amacını ve içeriğini piyasanın talepleri doğrultusunda yeniden belirlemeye yönelik “reformlar” gündeme gelmiştir. Bunlar yapısal uyum programları olarak bir paket program olarak uygulanmıştır.

Birinci tür reformlar, eğitimin amacının ve müfredatın küresel piyasanın ihtiyaçları ile esnekliğin gerektirdiği bilgi ve beceriler temelinde yeniden düzenlenmesini hedeflemiştir. Eğitimin içeriği büyük ölçüde piyasanın taleplerine uyarlanmıştır. Bugün OECD ve Dünya Bankası’nın indirgemeci ve teknikçi “insan kaynakları” ve “insan sermayesi” yaklaşımı eğitimde her düzeyinde başat hale gelmiştir. Kapitalizm altında toplumsal yeniden üretim için bireyin toplumsallaşması daha çok piyasa ile dolayımlanmıştır. Eğitimin her düzeyinde ekonominin ve piyasanın talepleri doğrultusunda “insan gücü yetiştirme” hedeflenmektedir. İnsanları ekonomik süreçlerin bilgi ve beceriler yüklenilmesi gereken bir girdi olarak değerlendiren bu yaklaşımlar içinde kişisel gelişme, verimlilik stratejileri çerçevesinde bireylerin daha hızlı ve etkin niteliklendirilmesine dönüşmektedir. Böylece aydın, bilimsel birey modelinin yerini, küreselleşmeci liberal birey modeli almıştır. Ulus devlet modelini eğitim müfredatında standartlaştırılan bilgi önemliyken, şimdi standartlaştırılan performans önemli olmuştur. Bugün Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olan 144 ülkeden 44’ü emperyalist eğitim politikalarına angaje olumuştur. 2008 yılından bu yana yaklaşık 10 milyon kişi bu emperyalist eğitim kurumlarının müşterisi durumundadır. Emperyalist-kapitalist krizi sömürge ve yarı sömürge ülkelere havale etmeye çalışan emperyalist ülkeler bu ülkelerde uyguladıkları faiz politikaları ve borçlandırma stratejileriyle krizi derinleştirmeye çalışıyorlar. 

Borçlanma nedeniyle kamu harcamalarının kısıtlanması için özelleştirmelere ağırlık verilmektedir. Özellikle 2008’den bu yana kamu harcamalarında yaşanan düşüş oldukça yüksektir. Eğitim harcamalarının kısıtlanması için uygulamaya konulan özelleştirme, bugün Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde büyük bir öfke ile karşılanmaktadır. Yolsuzluk ve sömürü nedeniyle artan yoksulluk eğitimde düşüşe neden olmaktadır.  Bunun sonucunda hem çocuk ve gençlerin okullaşma oranları kayda değer düzeyde düşmüş, hem de eğitimde kalitesizleşme artmıştır. Aynı süreçte eğitim alanında özel girişimciliğin özendirilmesi de göz önünde tutulursa, parası olanların kaliteli okullarda eğitim gördüğü; durumu elvermeyenlerin kalitesiz kamu eğitimine razı olduğu; ezilenler için ise giderek paralı hale gelen devlet eğitimine bile ulaşmanın olanaksız hale gelmesiyle eğitimde fırsat eşitliğini olanaklı kılan koşullar ve eğitim hakkı ortadan kalkmıştır. Öte yandan gelir düzeyinin düşmesi ve işsizliğin yaygınlaşması, sınırlı kaynaklarını çocuklarının eğitimine ayıramayan toplumsal kesimleri giderek genişletmektedir. Bu durum çocukların ve gençlerin okullaşma oranlarını doğrudan düşürmektedir.

Son veriler Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde 10 yıllık uyum politikaları sonucu temel eğitimde okullaşma oranı yüzde 42, ortaöğretimde ise yüzde 21 oranında düşmüştür. Öğrenci hareketlerindeki bu gelişim emperyalist politikalara dönük öfkeyi işaret etmektedir. Fransa’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Ortadoğu ülkelerine kadar kitlelerin ekonomik ve siyasal talepleri emperyalizmin ve bölge gericilerinin siyasal sistemlerini derinden sarsmaktadır. Zira sömürü ve talan politikalarının varacağı kaçınılmaz boyut isyan ve direnişi dayatıyor.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu