Makaleler

Maviye sevdalanmak Aralık’ta kızıla boyanmak kadar asidir

Maviyi yüreğinin derinliğinde taşıyan o kadar asi insan tanıdım ki, on sekizimde ufak bir dünyam olmasına rağmen ufak dünyamda dev kahramanlar vardı. Her seferinde kötülüğe karşı üstün gelen, karanlığın aydınlık tarafından yok edildiği, iyiliğin kötülüğü yendiği dünyamda hep bu hayallerle yaşadım. Bir kahramanın çıkıp dünyadaki acıyı, zulmü yok etmesini bekledim. Oysa öyle kahramanlar yetişti ki bu güzelim topraklarda her biri bir cihan parçasıydı. Yürekleri sıcacık kardeşlik sevgisiyle doluydu güneşin sarı sıcağı ısıtırdı yüreklerinin derinliklerini. Sevdaydı atları güneşe sevdalı bir kardelen gibiydiler.

Hayatı boyunca güneşi hiç görmemiş yıllarca güneşin özlemiyle yaşamış bir kardelendi onlar. Onları anlatmak öyle kolay değildir, ne izlediğimiz filmlerdeki kahramanlara nede halellerimizdeki kahramanlara benzerleler ölüme inat yaşamı seçenlerdir.

Onlar zulme inat ölüme gülerek gidenlerdir. Zaten güneşle buluşmanın kendilerine ölüm getireceklerini bildikleri halde her an güneşe ulaşmanın verdiği hasreti, özlemi yüreklerinde büyütüyorlardı, ölüme inat. Kendisini çevreleyen onlarca olumsuz durum olmasına karşı ne ayrık otları ne derin buz tabakası dahi engelleyemiyordu hasret kaldığı özlemine ulaşmasını. Hasreti ölümdü ölümleri tarihtir. Dilden dile dolaşan destandır.

Bunca zorluk bunca acı bunca zulüm çekmesi boşuna değildir. Ulaşmak istediği sarının sıcağıdır. İçindeki özlemin ateşidir. Bu özlemi anlık yaşasa da ölüme başı dik gitmelerin adıdır kardelenler. Ufaktım, küçüktüm soğuk bir kış günü kardelenlerin derinden gelen özlemlerini yüreğimin derinliklerinde hissettim.

Aralığın on dokuzunda kardelenlerin dört duvar çelik demirlerle çevrelenmesine rağmen geleceğe ve özgürlüğe olan hasretlerini ne duvarlar karşı koyabiliyordu, nede ne de demir parmaklıklar, çünkü çelikten bir iradeyle çevrelenmişlerdi.

Duvarların dışında ölüm vardı acı vardı, zulüm vardı ama duvarların dışında özgürlük vardı onları bekleyen gerçek kahramanlar vardı. Bu kahramanlar halktı, kitlelerdi, o zaman ulaşmalıydılar onlara. Ne atılan bombalar ne sıkılan kurşunlar engelleyemezdi kardelenleri, engelleyemiyordu. Ölümle dans ediyorlardı. Çatılarda ölüm kusan canavarlar vardı. Ellerinde keskin nişan silahları, vur emri verilmişti. Kardelenler biliyorlardı duvarların dışında ölüm olduğunu korku yoktu karamsarlık yoktu.

Ölüme inat halaya durdular keskin nişancılar önünde vuruldular. Halaydan koptular, yerini yeni sevdalı yürekler doldurdu silah bile bu cesarete şaşırmıştı ölümle dans ederek düşenlerin sevdasına, bin üçüyüz metre menzil içinde çeliği delen kurşunlar devrimci iradeyi delecek kadar cesareti olmadığını düşünüyorlardı. Kardelenlerin amacı güneşi görmek değil güneşi zapt etmekti. Ve başardılar. Hem de dünya devrim tarihine kızıl bir destan bıraktılar. Düşenler tarihin en güzel yerinde yerlerini aldılar isimleri yeni kardelenlere geçti geçmeye devam edecek.

 

 

(Bir okur)

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu