Makaleler

Mursi gitti, kitleler ayakta!

Bilinen bir anekdottur. 1956 yılında bir konferansta Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olan Çu En Lay’a sorarlar: “Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye. O da cevap verir. “Üzerine konuşmak için henüz erken”!

Büyük sosyal olayların ve toplumsal hareketlerin etkilerinin uzun yıllar devam ettiğine ve bu etkinin objektif değerlendirmenin önüne geçmesi ihtimaline işarettir bu anekdot.

Bugün Mısır’da Muhammed Mursi karşıtı gösterilerde açığa çıkan tablo için de bu erkenlik vurgusu geçerli bir yaklaşımdır. Ancak şu hali ile bile yaşananlar tartışılacak birçok noktayı da açığa çıkartmıştır.

Kamuoyuna yansıdığı şekli ile 1,5 yıl sonra yeniden şiddetlenen kitle eylemlilikleri ve “Arap baharı”nın simgesi haline gelen Tahrir Meydanı’na toplanan milyonlarca insanın günlerce süren gösterileri sonucu Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi; anayasanın askıya alınması ve ordu eliyle gerçekleşen darbe sonucu devrildi.

Bu süreç, (darbenin devemin nereye varacağından bağımsız bir tartışma olarak) emperyalistlerin güncel Ortadoğu yöneliminden bağımsız şekillenmeyen liberal-İslamcı modelin ve emperyalist patentli ekonomi politikalarının tutmadığının da göstergelerinden birisi oldu.

1,5 yıl önce işsiz ve geleceksiz milyonların sokakta karşılık bulan öfkesini ve değişimden yana olan taleplerini arkasına alarak ve yelkenini de emperyalizm desteği ile doldurarak iktidara taşınan; seçim sonuçlarına da yansıdığı şekliyle kitlelerde bir yansıma da yaratan Mursi iktidarı nasıl buraya geldi?

Sorunun cevabı, İhvan Müslim’in ( Müslüman Kardeşler’in) güncel süreci ve 1,5 yıllık pratiğinde gizlidir.

Emperyalistler eliyle yıllarca kullanıldıktan sonra, “Arap Baharı” eylemliliklerinin ardından bir köşeye fırlatılan diktatör Hüsnü Mübarek’in ardından, muhalif kitlenin örgütsüzlüğünün ve politik önderlikten-hedefleri olan bir perspektiften yoksun oluşunun da etkisiyle iktidara taşındı Muhammed Mursi.

2004’ten beri emperyalistlerle açıktan görüşmeler yapan İhvan Müslim’in adayı olarak muktedir olan Mursi’nin iktidara geliş süreci; ülkemizdeki AKP’nin iktidara geliş sürecine benzer şekilde yolunda gitmeyen ekonomik süreci düze çıkartarak “Arap baharı”na kaynaklık eden işsizlik-yoksulluk olgusunu terse çevirme söylemleri taşırken, diğer yandan da liberal-İslamcı siyaset tarzı itibariyle ülkemizdeki muhalefetin demokratik taleplerinin sahiplenme iddiasındaydı.

1,5 yıllık süreci ise, Ortadoğu dair emperyalist dizaynın TC’den sonraki 2. karakolu olma misyonuna uygun geçiren Mursi, arkasında eskisinden daha kötü bir ekonomik tablo bırakmış oldu.

Özellikle; IMF ile yapılan görüşmelerde kurulan borç ilişkileri, yapılan antlaşmalar sonucu ülkede artn fiyatlar, ABD’nin girmek için can attığı Afrika pazarına dair emperyalizme ön açıcı politik ve pratik konumlanış, (Katar ile yapılan antlaşma buna örnektir), İsrail-Filistin sorununda emperyalist çıkarlar adına hakemlik yapması tabloyu buraya taşıyan etkenler arasında. Özellikle işsizlik probleminin çözülmüyor oluşu, yoksulluk düzeyinin artması, yaşanan ekonomik yıkım ve çıkartılan yasalarla Mursi’nin kendisini “firavun” yetkileri ile donatıyor oluşu eylemlerin fitilini ateşleyen öğeler oldu.

Gelinen aşamada ise, sokakları saran milyonların dinmeyen öfkesi, önderlik yoksunluğu ile birleştiği oranda, ordunun Mursi’yi iktidardan uzaklaştırması ile tatmin olmuş gözüküyor. Ancak devrilen Mursi’nin ardından, darbeyi yapan ve Mursi’nin göreve getirdiği Genelkurmay Başkanı El Sisi’nin açıklamalarıyla ortaya konan geçici hükümet kurma ve seçimlere gitme şeklindeki yol haritasının da; güven vericiliği ayrı bir tartışma konusu. Zira, darbeyi yapanların atadığı geçici hükümete ise yine başkanlık edecek olan Mursi’nin onayladığı Anayasa Mahkemesi başkanı Adil Mansur oldu.

El-Sisi’nin yaptığı ilk basın açıklaması ülkede bulunan İslam ve Hristiyan topluluklarının temsilcileri ve muhalif liderleri katılımı ile yapılmış olsa da, geçici hükümetin kitlelerin taleplerine cevap olma ve emperyalizmle ilişkilenme noktalarında tavrı da, tüm bu somut gerçekler ışığında güven verici durmamaktadır.

Bu tablo içerisinde yaşanan kitle eylemlilikleri ve darbe ülkemiz egemenleri ve egemen sınıf partileri cephesinde de “kınama” mesajları ile karşılanmıştır. “Demokrasiye darbe” şeklindeki açıklamaların ardında aslında, emperyalizme uşaklığa dair taşınan kaygılar ve kuyruk acısı vardır.

Yapılan onca kınama açıklamasının ardından ise, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Mısır halkının tercihi, Türkiye’nin tercihidir” şeklindeki konuşmaları da bu çerçevede okunmalı ve emperyalizme uşaklık temelinde ilişkilenilmeye, oradaki kitlenin muhalefetinin bu çerçevede kullanılmaya çalışıldığı şeklinde yorumlanmalıdır.

Sonuç olarak; Hüsnü Mübarek’i deviren değişimin de, Muhammed Mursi’yi deviren değişimin de temel kaynağını emperyalist güdümlü politikaların yarattığı ekonomik ve sosyal yıkım; motor gücünü ise işsizlikle ve yoksullukla boğuşan kitleler oluşturmaktadır.

Hareketin genel niteliğinin ve örgütsüz tablosunun buradan bir devrim doğurmayacağı aşikardır. Ancak; IMF’nin 20000’li yıllardaki bir toplantısında da belirttiği gibi “21. yüzyıl ayaklanmalar yüzyılı olacaktır” tespiti Mısır pratiğinde bir kez daha ispata kavuşmuştur.

Gezi direnişinde de, alanda anlam bulan bu gerçeklik bugün Mısır’da yaşananlarla aynı kaymaktan beslenmektedir. Ülkemiz egemenlerini en çok korkutan yer de burasıdır ve bizim açımızdan da sahiplenilmesi gereken yer, değer ve anlam addedilmesi gereken yer de burası olmak zorundadır.

 

Kırıklar 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden bir ÖG okuru

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu