Makaleler

Petrol krizi ve emperyalistlerin pazar savaşı

Ortadoğu özgülünde artık daha net görünür olan emperyalistler arası pazar savaşı bir dizi krizi ardı ardına ortaya çıkarıyor. Özellikle DAİŞ’in Irak, Libya ve Suriye’de birçok petrol sahasını ele geçirmesi, ABD’nin bu savaştan petrol rezervleri üzerinde bir hakimiyet elde edemeyişi ve Libya’nın işgali, petrolde bir dizi krizin açığa çıkmasına neden oldu.

Enerji sahalarını ele geçirme mücadelesi olarak tüm yaşananlar, emperyalist politika ve taktikleri de değişime uğratıyor. Son iki yıl içerisinde, dünya enerji kaynakları piyasası alt üst olmuş durumda. Önce arz-talep dengesi, ardından ticaret akışları fark edilir şekilde değişti, en sonunda da fiyatlar çöktü. Bu radikal değişimler, petrolün jeopolitiğine ilişkin tüm bildiklerimizi yeniden sorgular hale getirdi.

Ortadoğu politikasındaki çöküş ve 2008 ekonomik siyasal krizinin etkisi ile özellikle Avrupa ülkelerinin ekonomilerinde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Ekonomik ve siyasal kriz talebin azalmasına neden olurken, Çin’in Rusya’ya dönük uyguladığı ambargonun ardından Çin’in İpek Yolu üzerinden başlattığı demir yolları projesi hem Avrasya üzerindeki hakimiyet iddiasını yenilemiş hem Rusya’nın ambargosunu delme gibi bir misyon üstlenmiş hem de petrol tüketimi konusunda tüm gücü kendine döndürmeyi başarmıştır. Bu durum bölgedeki jeostratejik dengelerin değişimine yönelik hamlenin sonucudur ve Çin’in bu amaçla kurmuş olduğu Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın birikim hacmi giderek büyümektedir. Çin, Orta Asya’da İpek Yolu üzerinden inşa edilecek ulaşım ve ticaret ağına ilişkin oluşturulan Yeni İpek Yolu Fonu’na 40 milyar dolar yatırım yapmış durumdadır. İşte tüm bu gelişmeler, küresel talepteki artışın düşük hızda ilerlemesine neden olmuş durumdadır. Arz tarafında ise, hiçbir ülkenin üretim kapasitesinde sorun yaşanmazken, stratejik rezervleri büyük boyutlara ulaşan Çin gibi bazı ülkeler üretimlerini artırmayı başarmış, bu şekilde ise toplamda piyasada büyük bir arz fazlası oluşmuştur.

Petrol fiyatlarında düşüş ve dengeler

Haziran 2014’te 110 dolar olan petrolün varil fiyatı, 20 dolara kadar düşmüş durumda. Yaşanan düşüş, öncelikle spekülatif fonların başka ürünlere yönelmesinden, ardından da Suudi Arabistan’ın başka enerji kaynaklarına yapılan yatırımları zayıflatma ve tüketimin azaltılmasına yönelik manipülasyon ve tasarrufları ile ilgilidir.

Bu politika esas olarak ABD ve Rusya arasında yaşanan pazar savaşının bir sonucu olarak açığa çıkmış ve başta ABD tarafından uygulamaya sokulmuştur. Ancak ne var ki 2014 yılında başlatılan bu politika bugün ABD’yi de vurdu. ABD’de işletilen petrol platformlarının sayısı % 78 oranında azaldı (1 600’den 380’e düştü). Bu sektörde çalışan 100 bin kişi işsiz kaldı. Eşzamanlı olarak benzin tüketimi ve SUV (Spor Amaçlı Taşıt) satışları da arttı. Petrol fiyatındaki düşüş petrol sanayisini ortadan kaldırıp, derin sularda ve Arktik bölgesindeki petrole yapılan yatırımların ertelenmesine neden oldu. 

Tüm bu gelişmeler neticesinde ABD’nin, kendisine dönen politikasının kötü etkilerini gidermek ve ortaya çıkan zararları yok etmek için Ortadoğu politikasında şu an gizli tutulan ancak ana gündem meselesini oluşturan bir politika üretiyor olduğu düşünülüyor. Bu konuda tek bilinen konu ise ABD’yi derinden etkileyen şey Suudi Arabistan’ın bu politikadan vazgeçmiyor oluşudur. Zira Suudi Arabistan bu işten kâr elde etmekte. Arabistan petrolünün varil fiyatını 20 ila 30 dolar arasında tutarak, alternatif enerji kaynaklarına yapılan yatırımları düşürüyor ve uzun vadede iktidarını ve gelirlerini güvence altına almayı planlıyor. Öyle ki  OPEC’teki ortaklarını da bu politikayı desteklemeleri için ikna etmeyi başarmış durumda.

Bugüne kadar dünya enerji sektöründe 250 bin istihdam kaybı yaşandıysa, bunun yaklaşık olarak yarısı ABD’de gerçekleşti. Nitekim 2008’de emperyalist kapitalist sistemin içine düştüğü kriz, dünya ticaretinin düzenini bozmuş, sermayelerin yer değiştirmesine neden olmuştur. Bu durum kaçınılmaz olarak petrolde spekülatif balonun patlamasına neden oldu. Özellikle emperyalistler arası rekabeti ve krizlerin sömürge ve yarı-sömürge ülkelere sevk çabası pazar sahalarında krizlere neden oldu ve buralarda krizden çıkmak için emperyalistler arası rekabet arttı. Bugün Ortadoğu’da yaşananları bu bağlamda okumakta fayda var.

Dengeler değişiyor

Gelişmeler sonucunda dengelerin değiştiği ve değişeceği artık kaçınılmaz bir hal aldı. Emperyalistler politika arayışında yeniden konumlanmanın çabasını güdüyorlar. Bu durum rekabet ve gerilimin artması anlamına gelmektedir. Zira çelişkiler ekseninde konumlanışlar imtiyaz kayıpları ve çıkar uyuşmazlıklarına neden olmaktadır.

Öyle ki Avrupa’nın Rusya’ya dönük yaptırımları, bölgedeki diğer bir güç olarak Çin’in imtiyazlarını artırmış durumdadır. Çin Rusya’ya destek olma karşılığında Rusya’dan S300 füzelerini aldı. Bu durum Rusya’nın yaptırımlar nedeniyle yaşadığı resesyonu giderirken bu gelişmeler, ABD başta olmak üzere batılı emperyalistleri de etkiledi. Rusya ve Çin’e karşı başlatılan kuşatma politikası tersine döndü. 2015 yılında, Total 2.3 milyar, ConocoPhillips 4.4 milyar, BP 5.2 milyar, Shell 13 milyar, Exxon 16.2 milyar, Chevron ise 23 milyar dolara yakın zarar etti.

Bu gelişmeler bir dizi ipucu vermektedir. Bu 1980’de ABD’nin Carter Doktrini kapsamında ABD’nin petrol erişimini teminat altına alma politikası askeri operasyonları şart koşuyordu. Bu politika kapsamında CentCom ( Birleşik Komutanlık) kurulmuştu. Ancak bugün gelişmekte olan yeni dengeler ve emperyalistler arası çelişkiler ABD’nin bu politikada kimi değişiklere gitmesini koşulluyor. Bu ilk olarak Asya’ya dönük eksen teorisi olarak öne çıkmaktadır. Bu amaçla ABD, Çin ve Rusya ile rekabet gücünü artırmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla da şimdiden Ortadoğu’da güçlerin yeniden konuşlanması sorunu ortaya çıkıyor. Zaten kaynayan kazan olan bölgede her türlü emperyalist hamlenin ise halklara daha büyük zulüm doğurduğu bilinmez değildir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu