Güncel

PRIN gazetesinden Turgut Kaya ile röportaj: “Dayanışmayı büyütmek anın görevidir”

Şubat 2018 tarihinden beri Yunanistan Hapishanelerinde tutsak bulunan Turgut Kaya ve Hıdır Gönek için eylemler devam ederken Yunanistan’da yayımlanan PRIN gazetesi Turgut Kaya ile yaşadığı süreç üzerine röportaj yaptı.

Atina: Türkiye’ye iade kararının ardından başladığı açlık grevinin 20’li günlerinde olan Turgut Kaya ile Atina’da haftalık yayımlanan ve ülke çapında dağıtımı olan PRIN gazetesi tarafından bir röportaj gerçekleştirildi. Yeni Sol Akım’ın (NAR) yayın organı olan PRIN gazetesinin 20 Haziran’da gerçekleştirdiği röportajın Türkçesi şu şekilde:

PRIN Gazetesi: Niçin Türk hükümeti, iadenizi talep ediyor?

Turgut Kaya: Türk devletinin beni iade etme talebinin nedeni çok açıktır. Türk devleti beni kendi yayınlamış olduğu “en çok arananlar” listesinde göstermekte; beni ihbar eden ya da görüldüğüm anda öldürene 4 milyon Türk Lirası ödül vaat etmektedir. Türk devletinin bu tavrının nedeni beni, kendi varlığı açısından yaşamsal bir tehlike olarak görmesidir. Ama asıl neden benim devrimci komünist kimliğimdir. Bu nedenle Türk devleti beni ortadan kaldırabilmek, susturabilmek için istiyor.

–  Hangi kategorilerle yüzleşiyorsunuz? Size karşı zulmün gerçek sebebi nedir?

 Nelerle yüzleşiyorum? Daha önce de ifade ettim. Gerçekler devrimcidir diye. Bugün bunu fazlasıyla yaşıyorum. Türk hapishanelerinde uzun yıllar kaldım. Bu süreçte faşist rejimin her türlü uygulamasıyla karşılaştım ve bunlara direndim. Şu anda da benzer bir durum içindeyim. Bu gerçek bize gösteriyor ki aslında faşist rejim ya da burjuva demokrasisiyle yönetilen ülkeler olması bir şeyi değiştirmiyor. Söz konusu muhalifler, devrimciler ve komünistler olduğunda uygulamaların özü değişmiyor. Örneğin burada açlık grevindeyken son derece kötü koşullarda 1000 kilometrelik yol işkencesine maruz bırakıldım. Yine bu hapishanede bir gardiyanın fiili şiddetine uğradım. Kısacası devletlerin yönetim biçimleri ne olursa olsun özünde söz konusu devrimciler komünistler olduğunda benzer yaklaşımlar içindedirler. Bu türden uygulamalara prim vermemiz, baş eğmemiz beklenmemelidir. Çünkü bizler sınıfımızın çıkarlarını, halklarımızın ortak ve kardeşçe yaşamasını savunuyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz.

Bana yönelik uygulanan bu politikayı da her iki devletin hakim sınıflarının ortak sınıf çıkarlarına bağlıyorum. Yunan ve Türk devleti, onların hakim sınıfları görünürde düşmanlar ve bunun için de, Ege’de Kıbrıs’ta ve Trakya’da her gün çeşitli provokasyonlarla karşı karşıya gelmektedirler. Ancak durum her iki tarafın hakim sınıflarına karşı mücadele eden komünistlere geldiğinde bu sözde düşmanlık geri plana itilmekte, gerçek yüzleri açığa çıkmakta ve hemen ortaklaşmaktadır. Söz konusu komünistler olduğunda düşmanlık bir kenara bırakılmaktadır. Bu durum her iki ülkenin de hakim sınıflarının sınıf ve halk düşmanı yüzlerini gözler önüne sermektedir.

– Şimdiye kadar, Yüksek Mahkeme, sekiz askeri durumunda olduğu gibi, Türkiye’deki 

sanıkların iadesine izin vermedi. Durumunda ne değişti?

Yüksek Mahkemenin bu kararını son derece politik buluyorum. Çünkü hem Trakya Mahkemesinde hem de Yüksek Mahkemede devrimci komünist kimliğimi açıkça belirttim. Türk devletinin bana yönelik 25 yıldır izlediği politikayı anlattım. Ancak bu gerçekler dikkate alınmadı tabii ki. Bunun son derece bilinçli bir karar olduğunu düşünüyorum. Bunu düşünmemin nedeni aynı Yunan yargısının faşist darbeci Türk subayları olduğunda tam tersi bir karar vermesidir. Bu karar bende uygulanan bir cifte standardı değil tam aksine gericiliğin söz konusu devrimciler ve komünistler olduğunda ortaklaştıkları düşüncesinin ne kadar da haklı ve doğru olduğu düşüncesini doğurdu. Bu karar kanımca 2015 yılında aralarında Yunan devletinin de olduğu ve Avrupa çapında TKP/ML’ye yönelik gerçekleştirilen terörize edip kriminalize etme saldırısının doğrudan doğruya bir devamıdır. Gericiliğin komünistlere karşı sınıf çıkarlarının nasıl ortaklaştığını gösteren son derece politik bir karardır.

– Türk adaleti, hak talebinde bulunmak istediğini iddia ederek iadenizi talep ediyor. Ne cevap veriyorsun?

Türk devletinin iade talebinde bulunmasının nedeni; “en tehlikeli düşmanlarından biri” olarak tanımladığı beni ortadan kaldırmak ya da F tipi bir hapishaneye koyup yıllar içinde işkence altında tutup sesimi kısarak imha etmektir. Devrimci faaliyetlerimi engellemektir. Bunun için Yunan devletini kullanarak kendine yönelik bir düşmandan kurtulmak istemektedir. Mesele adil yargı falan değildir. Yoksa Türk yargısının doğrudan doğruya faşist Erdoğan’a bağlı olduğu bilinmiyor değildir. Bu bir sır da değildir. Nitekim Yunan kamuoyu faşist darbeci 8 Türk askerine karşı, Erdoğan rejiminin yargıyı kullanarak 2 Yunan askerini rehine olarak tutukladığını yakından bilmektedir. Hal böyleyken hangi bağımsız yargıdan bahsedilebilir. Devlet söz konusu olduğunda yargı bağımlıdır. Yargının bağımsızlığı meselesi tamamen liberal bir safsatadan ibarettir. Ki bu gerçek tarafımızdan zaten bilinmektedir. O nedenle kim yargının bağımsızlığından bahsediyorsa ona inanmamak doğru olandır. Yargı bağımsızlığı hakim sınıfların sınıfsal çıkarları için vardır. Şu an yaşadığımız da bunu gösteriyor. Ben de bu türden “bağımsız” bir yargı kararıyla politik bir rehine olarak tutulmakta ve kirli pazarlıkların aracı olarak kullanılmak istenmekteyim. Yoksa mesele suç ve yargılanma meselesi değildir.  Suç ve suçlu olma hiç değildir. Çünkü komünistler devrimciler birer suçlu değillerdir.

Türk yargısının bu talebi tamamen saçma ve ikiyüzlüdür. Gerçekte kendileri bir terör aygıtının aracıdırlar. Sınıfa ve halka yönelik her gün aldıkları sayısız yargı kararlarıyla saldırmaktadırlar. Terörist aranacaksa Türk devletine ve onun asker, polis, yargı kısacası bilcümle bütün aygıtlarına ve onların uygulamalarına bakılmalıdır. Yunan yargısı ne kadar farkındadır bilmem ama almış olduğu bu kararla bir terör rejimine, faşist Erdoğan hükümetine hizmet etmiştir. Bu ise benim değil Yunan yargısının sorunudur. Faşist bir rejimle işbirliği içinde olmayı, kendi halkına, dünya halklarına nasıl açıklayacaklar doğrusu merak ediyorum.

– Türkiye’de zulüm gördünüz mü ve tam olarak ne?

Üniversite yıllarından (1990) itibaren Türk devletinin saldırılarına maruz kaldım. Sayısız gözaltı, tutuklama yaşadım. Toplamda on yılı aşkın Türk hapishanelerinde kaldım. Daha önceki tutukluluğumu da sayarsak Yunan hapishanelerinde de yarım yıllık bir süre tutsaklık yaşadım ve yaşıyorum. Türk hapishanelerinde en son tutsaklığım 2006-2012 yılları arasında F tipi tecrit hapishanelerinde geçti.

Devrimci mücadele yaşamım boyunca Türk devletinin gözaltında kaybetme olarak da adlandırılan doğrudan infaz etmeyi amaçlayan saldırısı da dahil olmak üzere birçok saldırısına maruz kaldım. Kamuoyunun desteğiyle gözaltında kaybedilmekten kurtuldum. Türk devletinin sorgulama adı altında gerçekleştirmiş olduğu işkence uygulamasıyla karşılaştım. Filistin askısından falakaya, elektrik verilmesinden haya burkulmasına, tazyikli sudan lastik işkencesine kadar her türlü uygulamayla tanıştım. Diğer uygulamalara değinmeye gerek duymuyorum.

Son olarak kaldığım F tipi hapishanede de tecrit, yakınlarımla görüştürülmeme, çıplak arama, kaba dayak, psikolojik işkence, sürgün sevk vb vb. maruz bırakıldım.

– Yani hayatından mı korkuyorsun?

Hayatımdan korkmuyorum. Çünkü bizler sınıfımızın ve halkımızın çıkarlarını savunuyoruz. Bunu yapmamız demek zaten doğrudan doğruya hakim sınıfların tepkisini ve terörünü üstümüze çekmek demektir. Devrimciler ve komünistler içinde bulundukları koşulları, proletaryanın ve halkların çıkarları lehine değiştirmek için mücadele ederler. Yaşadığımız çağda emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin proletarya ve halklara yönelik sömürüsünü, uygulamaya koydukları katliam politikalarını, bunların sonucunda ortaya çıkan trajedileri, çevrenin kapitalist rant uğruna talan edilmesini, insanların dini, ulusal, cinsel ve sınıfsal kimlikleri nedeniyle maruz bırakıldıkları uygulamalara karşı durmak insan olmanın doğal gereğidir.

Bu insan olma mücadelesi içinde hayatını kaybetmek ihtimali elbette vardır. Ancak hangi insan ölmüyor ki. Önemli olan bu ölümü bir nebze olsun anlamlı kılabilmektir. Böylelikle proletaryanın ve halkların çıkarlarına hizmet edilebilir. Böyle bir hayat değerli ve anlamlıdır. Asıl korkulması gereken yaşamı günlük kaygılarla yaşamaktır. Bizler sadece günü değil yarını da anlamlı kılmak istiyoruz. Bu nedenle hayatımdan endişe etmiyorum. Olması gerekeni yapanlar neden endişeli olsunlar ki?

– Türkiye’den ne zaman ayrıldınız?

Türkiye’den 2018 başlarında ayrıldım.

–  Açlık grevine başladın. İsteklerin neler?

Şu an açlık grevi eylemimin 21. günündeyim (20 Haziran). Talebim nettir. İade sürecimin durdurulması ve derhal serbest bırakılmam. Bu talebi yerine getirecek olan da adalet bakanıdır. Ancak tüm çabalara rağmen henüz yanıt vermiş değil.

– Yunan işçi ve gençliğe ne mesaj göndermek istersin?

Yunan işçi sınıfına, halkına ve gençliğine şunu söylemek isterim. Yaşadığımız pratikte de görüldüğü üzere Yunan ve Türk hakim sınıfları kendi sınıf çıkarları söz konusu olduğunda ortaklaşmakta ve işbirliğine girmekte tereddüt etmemektedir. Bu gerçeklik bizlere de Ege’nin iki yakasında yaşayan işçi sınıfına ve halklara da tek bir şeyi göstermektedir. Kendi sınıf çıkarlarımız için ortaklaşmak ve işbirliği yapmak. Hakim sınıfların her türlü düşmanlık politikalarına izin vermemek ve bizlerin silahı olan dayanışmayı büyütmek.

Emperyalist gericiliğe ve yerli hakim sınıfların saldırılarına karşı dayanışmayı büyütmek anın görevidir.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu