GüncelManşet

(Röportaj) “Türkiye’de yargı kriz içinde”

Uzunca bir süredir çok geniş çevrelerce eleştirilen uzun tutukluluk kararları kişi hak ve özgürlükleri üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanır (tutukluluk sürelerinin Terörle Mücadele Kanunu kapsamında iki katına çıkarıldığını da belirterek) ve yargılama sürecini iyiden iyiye sakatlarken Anayasa Mahkemesi’in ilgili hükmü “Anayasal’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesini ihlal ettiği” gerekçesiyle iptal ederek gözlerin yeniden bu alana çevrilmesine vesile olmuştur. Uzun tutukluluğu ve söz konusu kararı değerlendirmek üzere Açılım Hukuk Bürosu avukatlarından Av. Gül Altay ile gerçekleştirdiğimiz röportajı sunuyoruz:

Tutuklama Tedbiri hangi hallerde uygulanır, yansıması nedir?

Ceza yargılamasında tutuksuz yargılama kuraldır. Tutuklama bu kuralın istisnası ve bir tedbirdir. Ancak bu tedbire CMK 100 maddesinde düzenlenen istisna hallerde başvurulabilir. Tutuklama için öncelikle kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların olması öngörülmüştür. Bundan sonra ise bir tutuklama nedeninin olup olmadığına bakılması istenmiştir. Ancak uygulamada tutuklama tedbir olarak değerlendirilmemiş, ihlal edildiği iddia edilen suç maddelerinin katalog suçlarda sayılmış olması bahane edilerek, bu suçlar için mutlaklaştırılmıştır. Bu durum ceza yargılama kurallarına ve bu konudaki evrensel prensiplere aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da sıkça belirtildiği üzere; “Tutuklamanın niteliği, kısa olmasını gerektirir; tutukluluğun tam anlamıyla sınırlı bir dönem olduğuna ilişkin AİHS’de bir ön kabul vardır. Çünkü tutukluluğun varlık nedeni esas olarak, hızla yürütülmesi icap eden soruşturmanın gerekleriyle ilgilidir. Yani tutukluluk süresi uzadıkça tutukluluğu gerektiren nedenler de geçerliliğini yitirmektedir.”

Söz konusu İptal kararının içeriği ve gerekçesi ile ilgili bilgi verir misiniz?

Türkiye özellikle siyasi suçlarla ilgili yargılamalarda tutuklu yargılama neredeyse kural haline gelmiştir. Bu yargılamalarla ilgili olarak AİHM istisnasız olarak Türkiye ile ilgili mahkumiyet kararı vermektedir. AİHM tarafından verilen çok sayıda mahkumiyet kararı nedeni ile Türkiye tutuklama ile ilgili düzenleme yapma yoluna gitmiş, ancak bu düzenlemeler yine yargı organları tarafından siyasi mahkumlar aleyhine yorumlanmıştır. Bu konuyla ilgili olarak ilk düzenleme 17.12.2004 tarihinde Resmi gazetede yayınlanıp 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102/2. Maddesidir. Buna göre; “ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”Aynı yasanın 252. Maddesinin 2. Fıkrasına göre ise 250. Maddesinin birinci fıkrasının c bendinde ön görülen suçlar (Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal Düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar vb. bakımından kanunda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.)

Genel hukuk ilkeleri açısından uzatma süresinin asıl süreden fazla olamayacağından hareketle, yasa çıktıktan sonra pek çok ceza hukukçusu ve akademisyen, 2 yıl asıl süre, bir yıl uzatma süresi toplam 3 yıllık tutukluluk süresi olabileceği, iki katı uygulanması durumunda dahi siyasiler açısından en fazla 6 yıllık bir süre ön görülebileceğini belirttiler ve ceza yargılama hukuku açısından hangi suçla ilgili olursa olsun 10 yıllık tutukluluk olamayacağını, bunun tedbir değil infaz anlamına geleceğini ifade ettiler.

Görüldüğü üzere bu yorum bile aleyhe bir yorumdur. Tutuklama süresinin iki katı uygulanırken 2 yılın esas alınması gerekir bu durumda iki katı 4 yıl olacağından bu sürede en fazla 1 yıl uzatılarak en fazla 5 yıl olabilir.

Bu yorumlara bağlı olarak tahliye talep eden siyasi tutukluların talepleri ilgili mahkemelerce; 2 yıl asıl tutukluluk süresi, artı üç yıl uzatma süresi toplam 5 yıllık tutukluluk süresinin iki katı uygulanması halinde 10 yıl olacağı belirtilerek reddedilmişti. Hukuka ve insan haklarına aykırı nitelikteki bu yasanın ürettiği ayrımcılık ve eşitsizliğin, yarattığı adaletsizlik itibarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını doğrudan sınırladığı gerekçesiyle, Anayasa’nın 2, 10, 11, 13, 19, 36, 38. Maddelerine ve AİHS’nin 5/3. 6/1. Ve 14. Maddelerine aykırılık iddiasında bulunarak konunun Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesi yönündeki talepler de aynı şekilde reddedilmişti.

Gerek kanunilik ilkesi açısından gerekse de kanunlarda bulunması gereken açıklık koşulu açsından bakıldığında soyut ve müphem olan bu düzenlemenin uygulamada keyfiliğe açık biçimde yorumlanarak, 10 yıl süreli tutukluluğun mutlak bir kural olarak kabul edilmesi ve mahkemelerin takdir yetkisini kullanmamaları büyük haksızlıklara neden olmuşken, bu uzun süre dahi yeterli görülmeyerek, 23 Mart 2005 tarihinde çıkarılan 5320 sayılı yasanın 12/1. Maddesi ile yürürlülük tarihi önce Nisan 2008’e, sonra da 26.2.2008 tarihinde çıkarılan 5739 Sayılı Çeşitli kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu’nun 6. Maddesi ile 31 Aralık 2010 tarihine ertelenmesi büyük mağduriyetlere neden olmuştur. Hukuka ve insan haklarına aykırı bir şekilde yorumlanan ve siyasi mahpuslar için 10 yıl olarak ön görülen tutukluluk süresi dahi uygulanmadı. Hatta bazı mahkemeler tutukluların yargılandıkları her eyleme göre ayrı bir on yıl değerlendirmesi yapacak kadar ileri gittiler. Yasanın nihayet yürürlülüğe girdiği dönemde 10 yılını doldurmuş olduğu gerekçesiyle tahliye olan bazı tutuklular karar duruşmalarında tutuklandılar. Esasta hukuka ve adalete aykırı olan bu uygulamanın yarattığı eşitsiz uygulama dahi siyasi mahpuslar için uygulanmadı. 2008 yılında yasanın yürürlülük tarihi ileri bir tarihe bırakılması esasta siyasi tutuklularla ilgili mahkemelerin bitirilmesi hedeflenmişti. Keza bazı mahkemeler yasa yürürlüğe girmeden uzun tutukluluğun söz konusu olduğu davaları bitirmek için haftada bir duruşma yapmaya başladılar. Oysa bu mahkemelerde yılda 3 duruşmadan fazla duruşma yapıldığı görülmüş bir şey değildi. Bu süreçte bu kadar aleyhe olan ve şu an da AYM tarafından iptal edilen bu yasa maddesinden bile yararlanmamaları için büyük gayret sarf edilmiştir.

Bugün geldiğimiz noktada Anayasa Mahkemesi siyasi tutuklulara ikircikli uygulanan, hatta uygulanmayan 10 yıllık tutukluluk süresinin anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından “Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal Düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından uygulanan 10 yıllık tutukluluk süresi anayasaya aykırı bulunarak oy birliği ile iptal edildi. Mahkeme iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren bir yıl içinde yasa koyucunun yeni düzenleme yapmasını karar altına almıştır. Bu kararın ardından nasıl bir uygulama ile karşılaşacağımız merak konusu. Olması gereken bu konuda düzenleme yapılmasını beklemeden tutukluluk süresi 5 yılı aşanların tahliye edilmesidir. Çünkü iptal kararı ile birlikte 10 yıllık tutukluluğa neden olan yasa maddesi yürürlükten kalkmıştır. Artık tüm suç tipleri için uygulanabilecek tek hüküm vardır. Bu da en fazla 5 yıllık tutukluluğu öngören yasa maddesidir. Karar açık olduğundan tutukluların daha fazla mağdur olmaması için bir an önce tahliye edilmesi gerekir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi’nin bir yıl olarak belirlediği süre yasa koyucunun bu konuda düzenleme yapması için belirlediği bir süredir. Mahkemelerin tahliye için bir yıl beklemesi gerekmemektedir Belirtilmesi gereken bir diğer husus da yasa koyucunun da bu yasal boşluğu eşitlik ilkesine uygun bir şekilde düzenlemeyi bir an önce yapması gerektiğidir.

Anayasa mahkemesi başkanı Haşim Kılıç da, 10 yıllık tutukluluk süresinin anayasanın 13. Maddesinde yer alan ölçülülük ilkesine aykırı olduğu için iptal edildiğini belirterek, mahkemelerin yürürlük tarihi beklemeden tahliye kararı vermelerinin önünde bir engel olmadığını bu konuda meclisin de yürürlük tarihini beklemeden gerekli düzenlemeyi yapabileceğini açıklamıştır. Kaldı ki, ceza yargılamasında lehe olan düzenlemenin derhal uygulanacağı kuralı karşısında yasal düzenleme yapılmasını beklemek gerekmemektedir. Öte yandan AYM’nin iptal kararını eşitlik ilkesine değil de ölçülülük ilkesine dayandırması uygulamanın nasıl olacağı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. 10 yıl olan tutukluluk süresi uzun olduğu ancak 5 yıl olarak uygulanıp uygulanmayacağı konusu maalesef net değildir. İptal kararına rağmen beklentinin aksine tahliyelerin olmaması, meclise bir yıllık süre verilmesi, bu sürede mahkemelerin tutuklu yargılamaları bitireceği bu nedenle aslında tutukluların bu yasadan yararlanamayacaklarını sonucunu doğurabilecektir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlük tarihi beklemek telafisi imkansız zararlara neden olabilir. Keza ayrık bir yasanın ölçülülük ilkesine aykırı olduğuna karar verildikten sonra bu eşitsizlikten oluşan mağduriyete de bir an önce son verilmesi gerekir.

Söz konusu uygulama uzun yıllardır tartışılmasına rağmen, neden Anayasa Mahkemesi şimdi böyle bir karar alma ihtiyacı duydu? Bu ileri demokrasinin bir kazanımı mıdır?

Türkiye’de yargı sistemi ciddi bir kriz içerisindedir. Geldiğimiz aşamada tutuklama tedbiri sadece bir kesimi hedef almamaktadır. Bir dönem yoğun bir şekilde sosyalistleri ve yurtseverleri hedef alan bu yargı pratiğinin hedefine artık her kesim girmektedir. Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat, Deniz Feneri yargılamaları buna örnektir. Bu nedenle bu yargılama pratiği artık daha fazla tartışılır olmuştur. Elbette ki gelinen aşamada tutuklu yargılama ile ilgili yapılan bu düzenleme, sosyalistlerin ve yurtseverlerin yıllardır sürdürdüğü mücadele ve bu uygulamalar karşısındaki eğilmez tavırlarının kazanımıdır. Ancak egemenler arası çelişkiler ve yargının da bu çatışmanın alanı haline gelmesinin doğurduğu politik yargılamalar ve tutukluluk olgusunun da payı büyüktür. AYM verdiği kararla bu sorunu belli ölçüler içerisinde gidermeye çalışmaktadır. Yasa koyucu kararın yürürlüğe gireceği 1 yıllık sure kaydıyla ise devam eden bazı davaların bitirilmesini amaçlamaktadır. 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu