EmekMakaleler

Sendikaların dünü bugünü ya da DİSK koltuğundan CHP koltuğuna!

Uzun zaman DİSK içersinde başkanlık yapsa da aynı zamanda siyasi arenaya atılmak için pek hevesli bir şekilde başka bir mücadele vermekte. DİSK’in tüm olanaklarını CHP’nin propaganda malzemesi haline getiren Kani Beko, çok şaşırtıcı olamayacak ki CHP’den milletvekili olmak için hummalı bir çaba sarf etmekte.

Sanayi devriminin ardından dünyada fabrikalaşmanın önünün açılmasıyla birlikte işçi sınıfı da oluşmaya başladı. Fabrikalarda yüzleri, binleri bulan işçi sayıları dünya ekonomisine yön vermeye başladı. Gelişen ekonomiyle doğru orantılı olarak büyüyen fabrikalaşma beraberinde işçi sınıfının daha fazla birlikte hareket etmesini beraberinde getirdi. Böylelikle de oluşan işçilerin çalışma süreleri, ücretleri vesaire bir bütün olarak belirli hakları ortaya çıkmış oldu. Başlarda İngiltere’de ağır çalışma koşullarına yönelik kendiliğinden tepkiler ortaya çıkmaya başladı.

Bu tepkiler genellikle ağır çalışma koşullarına yönelik olarak gelişiyordu. Daha sonralarda iş koşullarının daha da kötüleşmesi ve çocuk işçi sayısının artmasıyla ve de çocukların daha ağır işlerde kullanılmasıyla işçiler daha ciddi tepkiler vermeye başlayarak fabrikalardaki makineleri kırmaya başladı. Ardından yardımlaşma dernekleri ile beraber ilk kez örgütlenme başlandı. Bahsedilen yardımlaşma dernekleri aynı meslek gruplarından oluşan işçiler, ağır iş koşullarından hastalanıp yaralanan işçilere yardım amaçlı oluşturuldu. Bu dernekler uzun süre faaliyetlerine devam ederken zaman içersinde bugünkü grev ve direnişleri de örgütlemeye başladı. Yardımlaşma için kurulan dernekler ilerleyen zamanlarda sendikaları oluşturmaya başladı. Bugünkü sendikaların kuruluşu İngiltere’de 1700’lü yıllara tekabül ediyor.

Türkiye’de sendikalaşma diğer ülkelere nazaran daha uzun sürdü. Osmanlı döneminde fabrikalaşma süreci olmadığından kaynaklı tam anlamıyla işçi sınıfı oluşmadığından sendikalaşma ihtiyacı da ortaya çıkmadı. O dönemlerde belli başlı şekilde işçi örgütlenmeleri görülse bile bu tam bir örgüt olarak lanse edilemez. 1830’larda tarım işçilerinin üretimi durdurması işçi hareketliğine örnek gösterilebilir. İlk işçi grevleri Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872 yılında gerçekleştirilen grevler olarak kabul edilmektedir. 1871 yılında İngiltere’de sendikalaşmadan önce gerçekleşen işçi yardımlaşma derneklerinin benzeri bir dernek olan İşçi Severler Derneği, emsal gösterebilecek durumda olan bir dernekti.  Osmanlı yıkılıp, yerini alan TC devleti de II. Dünya Savaşından sonra 1947 yılında ilk sendikalar kanunu çıkarıldı ve ilk sendikalaşma yasası hayata geçmiş oldu. Tarihsel olarak niteliğine ve kuruluş amacına baktığımızda işçi sendikalarının işçilerin patronlar karşısında haklarını gözetmek için kurulduğunu görürüz. Sermaye zararını karşılamak için emek gücüne saldırır. Çalışma koşullarının ağırlığı, işçilerin maaşlarının düzgün yatırılmaması veya kesilmesi gibi politikalarla karını artırmaya çalışır. Bunun karşısında işçiler sendikalar çerçevesinde örgütlenerek kendilerini belirli güvence altına alırlar.

Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra değişen ekonomik sistemlerle birlikte belirli demokratik haklar ortaya çıktı. Bu bir zorunluluktu, esas olarak egemen sınıfların sermaye dolaşımı için gerekliydi. Bu dönemlerde sendikaların gelişimi de yasallaşmaya başladı. Ancak sendikaların, sendikalaşmanın öneminin farkında olan devlet bunu da kendi tekeline almak içi çalışmalar yürütmeye başladı.

Sendikaların daha az muhalif, daha az sisteme entegre bir hali kendileri için daha iyi olacağından kaynaklı bazı sendikaları kendileri oluşturup, bazılarını da sisteme kanalize etmek için çaba sarf etmektedirler. Aynı zamanda ezberleştirilen söylemlerle ve daha mekanik bir hale gelen sendikalar da hem işçi kendi sorununu arayan bir kurumda örgütlü hissedecek hem de sendikalar patronlara sorun teşkil etmeyecek bir hale gelecektir.

DİSK’in tutumu ve Kani Beko’nun kariyerizmi

Böylesi bir dönemde egemenler kendi sendikalarını kurmaktan başka bir yöntem olarak da sendika içersindeki önemli kadroları burjuvalaştırmaya çalışmaktadır. Sistem böylelikle sendikaları dolaylı yoldan kendi kontrolü altına almaya başlamıştır. Günümüzde böyle örnekler çokça görülmektedir. Bu örneklerden bir tanesi de DİSK Genel başkanı Kani Beko tarafından vücut bulmakta.

Kani Beko uzun yıllardır DİSK genel başkanlığını üstlenip sınıf mücadelesinin sözde bayrağını tutuyor. Gelgelelim Kani Beko’nun pratiğini incelediğimiz de durum pek öyle görülmemektedir. Uzun zaman DİSK içersinde başkanlık yapsa da aynı zamanda siyasi arenaya atılmak için pek hevesli bir şekilde başka bir mücadele vermekte. DİSK’in tüm olanaklarını CHP’nin propaganda malzemesi haline getiren Kani Beko, çok şaşırtıcı olamayacak ki CHP’den milletvekili olmak için hummalı bir çaba sarf etmekte.

Bu mücadelesi ona milletvekili sıfatı getiririr mi getirmez mi bilinmez ama Beko bu olayı o kadar önemsemektedir ki, geçtiğimiz günlerde 169 gündür emek mücadelesi veren Mahir Kılıç’a saldırmıştır. Bugün doğrudan patronlar bile işçilere fiziki bir saldırı gerçekleştirmezken Kani Beko fiziksel olarak Mahir Kılıç’ı darp etmiştir. Mahir Kılıç 169 gündür işini geri almak için açlık grevi yapmaktadır. Sendikaların tarihini anımsadığımızda kurulma amacı işçilerin haklarını gözetmek olan bir kurumun başkanı, bir işçiye saldırıyorsa bu sendikanın pek bir işlevi kalmadığı karşımıza çıkmaktadır.

Beko uzun bir süredir işçi sınıfı içersinde kendini var etmiş, kitlelere temas etmesini bilen bir kişidir. Malum erken seçimlerde tüm sistem partileri pastadan pay kapmak için, toplumun dinamiklerine oynayabilen herkesi bünyelerine dahil edip hükümete yerleşme çabasına girmiştir. Maalesef Kani Beko da bu politikaların bir parçası haline gelmiştir. Mahir Kılıç, CHP’li bir belediye olan İzmir Belediyesi bünyesinde çalışırken işten çıkarılmıştır. Kuruluş amacına göre hareket etmesi gereken bir sendikanın normalde direnişe destek verip ona göre bir pratik hat çizmesi gerektiğini düşünürsek olayın vahametini anlayabiliriz. Bugün tüm sistem partileri sınıfın karşısındadır. Tüm söylemler, tüm politikalar da buna yöneliktir. Siyasi partilere yedeklenip onlara karşı bir direniş hattı oluşturmamak da sınıf düşmanlığının bir parçası haline gelmektedir.

Sendikal mücadele sınıf mücadelesi içersinde bir araçtır. Bu aracı doğru kullanıp esasa doğru yönelmek sınıfın geleceği açısından çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Burjuvalaşan böylesi kadrolar sendikaları sistem içersine yedekleyip kendi çıkarlarını gözetmekten başka bir işe yaramamaktadırlar. Artık bireysel çıkar, toplumsal çıkarın üzerinde görüldüğünden kaynaklı Kani Beko gibi isimlerin sendikalara ve işçi sınıfına verebileceği herhangi bir yarar yoktur.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu