EmekGüncel

SÖYLEŞİ | “Ermenek’te bir düzene çomak sokuluyor”

Ermenek’te süren  madencilerin direnişi 90’lı günleri geride bıraktı. Süreci takip eden günlerde sendika Örgütleme Uzmanı Ayşe Büşra Yılmaz ve Madende çalışan Maden Mühendisi Emel Tunçdemir  ile konuştuk.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “ben işçiden yanayım”  iddiasına rağmen Ermenek’ten Ankara’ya  hakları için yürüyüşe geçmek isteyen işçiler gözaltına alınmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan iki kadın Ermenek’teki direnişin aynı zamanda kadın direnişi olduğunu dile getirdi. Ermenek gibi bir yerde iki kadının en önde işçi hakları için mücadele etmesinin jandarma saldırısında hedef gösterilmelerine neden olduğunu ekledi.

Öncelikle  Ayşe Büşra ile konuştuk. Büşra bize süreci kısaca özetlerken, neden bu kadar yoğun bir şekilde saldırı ve gözaltı ile karşılaşmalarını nasıl değerlendirdikleri sorusuna da, “Biz verilen süreyi değerlendirdik, bekledik ve tüm konuşulan şeye riayet ettik, Vali ile görüşmelerimize uyduk ancak artık oyalamanın sürmesinin sonucunda işçi meclisinde bir karar aldık ve artık bu oyalamaya gelmeme yönlü tartışmamız ile yeniden yürüyüş kararı aldık.

Bu kadar sert bir saldırı olmasının nedeni Ermenek gibi bir coğrafyada daha önce böyle bir şeyin yaşanmamış olması ve bahsi geçen patronların burada kurduğu düzene çomak sokuyor oluşumuz. Yani burada bir hak vermeden ziyade şimdiye kadar kendine kul köle ettiğin işçilerin karşısına dikiliyor olması etkili oluyor. Yani o kurduğu derebeylik, ağalık sisteminin temelden sarsılıyor olması. Bu anlamda elinde olan her şeyi, tüm ilişkilerini kullanıyor patron. Kolluk gücünü kullanıyor, ‘yetkililere’ yapabildiği kadar baskı yapıyor ve bizim karşımızda diktiriyor. Bu kadar ağır, sert bir saldırının olması dediğim gibi alacak verecek meselesi değil, temelde  orada kurulmuş ve kimsenin haberi olmayan o coğrafyada sefasını sürdüğü sistemin kırıyor olması” sözleriyle yanıt verdi.

“Siz jandarmaya o şekilde saldıracaksınız, sonra siz oradan sağ çıkacaksınız?”

Büşra tüm işçilerin de bu şekilde yorumladığını dile getirerek, kolluğun patronun kolluğu olmasına dair, “Biz gözaltından sonra mahkemeye sevk edildik ve iddia jandarmaya saldırı suçlaması oldu. Biz orda 30’a yakın kolluğun darp raporu aldığını görmüş olduk. Yani taşlı sopalı saldırıya uğramışlar ama darp raporunda ellerinde bir çizik var. En nihayetinde Türkiye’de yaşıyoruz! Siz bir kolluğa taşla sopa ile saldırırsanız; birincisi çok daha büyük bir hasar oluşur, kol parmak vs kırılır, ikincisi mümkün mü siz jandarmaya o şekilde saldıracaksınız, sonra siz oradan sağ çıkacaksınız! Biz aptal değiliz, yalan dolan bir sürü iddia var. Çünkü çok haksızlar, ellerinde direk yasak kararı yok, valiliğin aldığını söylediği 10.00’daki yasak kararı akşam 7’de açıklanıyor. Sendikamıza ulaşan ve yasak içerikli bir tebliğ yok. Nerden baksanız haksız oldukları bir  süreç. Biz söyledik siz anayasal bir suç işliyorsunuz, çünkü anayasa mahkemesinin bir kararı var dedik. Kafanızdan uyduruyorsunuz dedik” sözleri ile yaşananları özetledi. Ayşe Büşra, “Kollukta bir bölünme var yani daha düşük rütbelilerin o saldırı esnasında nasıl geri durduklarını gördük haklı olduğumuzu biliyorlar çünkü. Orda daha provoke edici tipler seçilmiş jandarma içinden de. Onlar provoke etti, böyle saldıran hunharca saldıran 3-5 tip var, ortalığı galeyana getiren. Daha rütbeli olanlar, diğer jandarma düşük rütbeliler utanıp kenara çekildi. Genel olarak kolluğun görevi nedir ne  yapar biliyoruz, bunu bilmekle birlikte size şu kadarını söyleyeyim orda bile bir yarılma söz konusu” diyerek saldırı anına dair izlenimlerini aktardı.

Büşra bir kadın olarak tabloyu nasıl yorumluyor, hem kendi yaşadıkları hem Ermenek’teki direnişin kadın cephesini sorduğumuzda; aldığımız cevap bu direnişi kadınların omuzladığı gerçeğini ortaya koyuyor.

“Genç bir kadın omzuna yıldızlar dizili bir komutanın karşısında”

“Bu direnişin aslında çok görünür olmayan ama asıl emek noktasında kadınlar duruyor. Ben hayranlıkla izliyorum buradaki direnişin kadınlarını, tırnak içinde söylersek, üniversite okumuş İstanbul’da yaşamış belki de beyaz yakalı diyeceğimiz bir kadın olarak, ben öyle bir coğrafyada yokluğun, hiçliğin ortasında kalkıp koskoca bir şeye, benim cesaret edemeyeceğim, işte kadın mücadelesinin içinde yetişmiş biri olarak cesaret edemediğim işlere cesaret ettiklerini gördüm” şeklinde kadınların cesaretine hayranlığını aktardı.

Kendi yaşadıklarını ise “Benim kadın olarak kendi yaşadığım durumlar şöyle oluyor örneğin, direk oradaki karakol komutanı bana kişisel değil kadın kimliğine dönük kin güdüyor. Yani bir kadının karşısına geçip, dik dik konuşuyor olması onun erkeklik egosuna zarar veren bir şey. Bunu “Sen çok dik dik konuşuyorsun bak” şeklinde açıktan beni hedef alan cümlesi ile ifade etti. Düşün genç bir kadın omzuna yıldızlar dizili bir komutanın  karşısına geçmiş konuşuyor. Yani aslında feminizmi kavramsal olarak bilmeyen kadınların birden bire mücadelede öne çıktıkları, ezilmişliğin katmerleşmesinin patlaması ile bizim cesaret edemediğimiz bir çok şeye cesaret ediyor olması önemli. Daha ısrarlı, yani ötekileştirilme, ezilme durumunun bir anda bir yanar dağ gibi patlaması yaşanıyor. O kadınların yaşadıklarını çok çekemedik, aktaramadık, kare kare ortaya konulan direniş çok yansımıyor.”

Gazeteciliğe eleştiri; gazetecinin görevi gelip yerinde çekmektir

“Yani bizden görüntü isteniyor ama gazetecinin görevi gelip yerinde çekmektir. Biz büyük imkansızlıklar içinde yaşananları yansıtıyoruz, 15 yaşında ve babası gözaltına alınırken fotoğraf çeken bir çocuk yapıyor bunu. Bir çocuğun yapacağı bir şey değil normalde. Yani bizim kendi imkansızlıklarımız içinde bunu yapıyor olmamızın bir sınırı var, koşulu olanın gelip yerinde çekmesi gerekiyor” sözleriyle aktardı.

Maden Mühendisi Emel ise, “3 aydır biz direnişteyiz, senelerdir bir emek sömürüsü var, 7 senedir bu patronların 2 ayrı firmasında çalıştım, maaşlarımız hiçbir zaman düzenli yatmadı. İş sağlığı ve güvenliği açsından ciddi bir çok sorunlar oldu, kötü koşullarda çalışmak zorunda bırakıldık. Ne kadar teftişe gelinse bile önceden haber geliyordu ve üst amirler hazırlıklar yapıyordu. Çalışılan kömür bacaları örneğin kapatılıyordu, müfettiş gittiğinde tekrardan açılıyordu. Harcadığımız alın terimizin karşılığını alamadık” diye özetledi yaşananları.

Saldırıda ciddi yaralar aldığını ve hedef gösterildiğini ekleyerek, sık sık erkek alanında çalışmanın zorluğu sorusuna maruz kaldığını dile getirdi. Buna karşılık “Kadınların yapamayacağı, altından kalkamayacağı iş yoktur. Her iş zordur. Ben biraz örnek olsun diye de seçtim. Ve işçilerle her gün yerin altına indim, dedim hak arayışında birlikte olmalıyız. En ön safında bulundum ve jandarmaya da dedim ‘biber gazı sıkacaksanız bana sıkın işçilere değil’ onlar benim canım ciğerim. Biz her gün ölüme gider gibi yerin altına indik” şeklinde düşüncelerini paylaştı.

“Biz 25 Kasım’da şiddet gördükten sonra bizi döven devlete mi güveneceğiz”

Emel’e son olarak eklemek istediği şeyi sorduğumuz da kadın örgütlenmesinin işaret ettiği yeri yeniden tariflercesine; “kadına yönelik şiddetle mücadele gününde kadınlara şiddet uygulandı. Kameraların önünde devletin kolluk kuvvetleri kadına şiddet uyguladı. 25 Kasım’da yapıldı bu. Bir kadın başına bir şey geldiğinde polisi arayacak, jandarmayı arayacak! Biz şimdi 25 Kasım’da şiddet gördükten sonra nasıl güveneceğiz, bizi döven devlete mi güveneceğiz, başı sıkışan kadın kimi arayacak! Biz sadece hakkımızı istiyoruz, sadaka istemiyoruz!

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu