GüncelManşet

(Panorama) Yeni Yıla Girerken… Sınıf Hareketinde Kopuş İçin; Süreklilik, Kurumsallaşma ve Atılım…

 

İşçi sınıfı mücadelesinde yeni bir yılı daha karşılıyoruz. Yeni yıl aslında bir önceki yılın gösterdiği veriler ve ortaya koyduğu umutlar üzerinden yükselir. 2013’ün ne gösterdiği ve 2014’e dair beklenti ve umutlarımızın neler olduğu sınıf mücadelesinde durduğumuz yerle yakından alakalıdır. Fakat durduğumuz yere gelmeden önce 2013’te işçi sınıfı ve sendikal hareketi belli başlıklarla tasnif etmeye çalışalım.

2013 yılı önceki yıllara kıyasla direniş ve grevlerin öne çıktığı bir yıl oldu. Grev, direniş ve eylemlerdeki belirgin artış tüm dünya açısından geçerli. Direniş ve grevler tek ölçüt değil fakat mücadelenin gelişim yönüne dair önemli işaretlerdir. Ki bu işaretler sendikal alandaki sıkışmışlığı ve işçi inisiyatifinin açığa çıkışının da ön göstergeleridir. Birçok direniş veya örgütlenme girişiminde işin içerisinde sendikalar olsa da dikkat çeken husus, önce işçilerin biraraya gelmesi, inisiyatif alarak örgütlenmeye yönelmeleridir.

2013 yılı uzun çalışma saatlerinin, sağlıksız ve güvencesiz koşulların, taşeron ve sözleşmeli çalışmanın, ücret ve hak  gasplarının kısacası sömürü ve köleliğin en üst boyutlara ulaştığı yıl oldu. Patron ve yöneticilerin fiili ve psikolojik baskılarının arttığı, hükümet kanadında ise bu duruma uygun düzenlemelerin hız kazandığı bir süreç yaşandı. Sömürünün ve çalışma koşullarının en önemli göstergesi artan iş cinayetleri oldu.

Kaza süsü verilmiş cinayetler inşaat, maden ve tarım gibi alanlarda öne çıksa da her alanda hızlı bir artış gösterdi. Oransal ve mutlak sömürünün önemli oranda arttığı ve iş koşullarının işçi nezdinde fiziki ve piskolojik etkilerinin derinleştiği koşullar belli bir dönüm noktasına işaret ediyor.

2013 için üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri de sendikal hareketteki tıkanıklığın kimi büyük sarı veya gerici sendikalarda ciddi kıpırdanışlara yol açmasıdır. Türk-İş’e bağlı metal, maden ve enerji işçileri sendikalarında açık bir biçimde gördüğümüz gibi işçilerin tabandan gelen tepkileri artmakta ve bu tepkiler sendikaları eylemsel anlamda kimi manevralar yapmaya zorlamaktadır. Diğer yandan en büyük işçi sendikalarının bulunduğu bu alanların aynı zamanda stratejik sektörler olması mücadelenin olası etki gücü bakımından da dikkate değerdir.

2013, Çaykur ve THY grevi ve daha birçok süreçle açığa çıktığı gibi sendikal alana yoğun hükümet  müdahalelerinin olduğu bir yıldı. Diğer yandan bu müdahaleler sendikaların hangi noktada olduğunun da açık göstergeleri oldu.

Bu yönüyle Sendikal Güç Birliği’ni oluşturan sendikaların ağırlıkla sarı ve bürokratik yapıları kendini gösterdi. Olağanüstü genel kuruluyla yönetimini yenileyen DİSK’in de bu tablodan nitel anlamda bir farklılık taşımadığı aşikar. Dev Sağlık-İş’ten, Genel Sekreterlik aracılığıyla DİSK’e taşınmak istenen mücadele anlayışının belli bir hareketlilik yarattığı açıktır. Ancak taban inisiyatifi açığa çıkmadığı gibi bu durum “kamuoyu sendikacılığı” hastalığını da devam ettirdi. Sonuç olarak sendikalardaki tıkanıklık, bürokrasi ve sınıftan kopukluk “sol” sendikalarda da hakimiyetini sürdürüyor, sınıf hareketinin önündeki ciddi engellerden birini teşkil ediyor.

KESK de bu tablonun bir parçası olarak kendi özgün sorunlarıyla uğraşıyor. Pasif eylem ve grevlerle görev savma mantığı devam ederken KESK’in hitap ettiği üye kitlesinde belli bir daralma da yaşandı. Egemenlerin yarattığı siyasi kamp-laşmaların bunda önemli etkisi vardır fakat KESK yönetiminin de ciddi sorumlulukları vardır. TMMOB, özellikle Gezi İsyanı’ndaki olumlu pratiği ve kentsel dönüşüm saldırılarına karşı duruşuyla hükümetin tasfiye saldırısına maruz kalmış ve yetkileri elinden alınmıştır.

2013’te Demokratik Toplum Kongresi’nin düzenlediği Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı, işçilerin karşılaştığı koşullar ve ölümlerin gündeme taşınması bakımından olduğu kadar mevsimlik tarım işçilerinin örgütlenmesi bakımından da önemli bir adım oldu. 2013’te egemenler T. Kürdistanı’na dönük bölgesel asgari ücret tartışmalarında da görülen “Çin Tipi” üretim hayallerini sürekli dillendirdiler.

2013’ün en önemli gündemi Gezi İsyanı, işçi sınıfı ve sendikal hareket bakımından da en önemli gündemi teşkil etti. Sendikal hareket, halk isyanında kendini hemen hiç gösteremese de bu böyleydi. Çünkü Gezi İsyanı, hem bir potansiyeli hem de yeni mücadele ve örgütlenme biçimlerini tartıştırması bakımından mihenk taşı olmuştur. En çok sorulan sorulardan biri harekette işçi sınıfının varlığı ve hareketin bir işçi sınıfı hareketi olup olmadığıydı. Gezi İsyanı’nda büyük bir bölümü işçiler oluşturuyordu, zira isyan ağırlıkla büyük  şehirlerde cereyan etmişti. Diğer yandan bu bir işçi sınıfı hareketi değil halk hareketiydi. İşçi sınıfı sınıf kimliği, sınıfsal talepleri ve örgütlülüğüyle bu harekette temsil edilemedi. İşte tam da bu nedenle işçi sınıfı ve sendikal hareketin varolan durumu daha çok tartışıldı ve aynı nedenle bir kopuş ihtiyacına, yeni politika ve araçlara vurgu yapıldı.

Gezi İsyanı’nın ardından DDSB (Devrimci Demokratik Sendikal Birlik) bir kamp gerçekleştirdi ve tartışmalarda belli sonuçlara ulaştı. İşçi sınıfında önemli bir mücadele potansiyelinin biriktiği ancak varolan anlayış ve yapısıyla sendikal hareketin bu potansiyeli açığa çıkaramayacağı vurgulandı. Sınıf hareketinde bir kopuşa ihtiyaç vardı ve kopuşun nesnel zeminleri oluşuyordu. Kopuş için bir basamak olarak mücadele biçimleri ve örgütsel zeminde iradi bir müdahale ihtiyacı kendini gösterirken işçi sınıfı içerisinde ise arayışlar, mücadeleler, örgütlenme girişimleri arttı. Hükümetin düzenlediği işkolu barajı ve yeni sendikalar kanunu örgütlenmenin önünde ciddi bir engel oluştursa da tersinden işçi sınıfında farklı arayışlara ve biçimlere de kapı aralıyordu.

Fakat önemli bir ayrım vardı; hiçbir şey Gezi İsyanı yaşanmamış, dersleri açığa çıkmamış gibi ele alınamazdı. Yeni bir sınıf hareketi lafta değil gerçekte fiili-meşru mücadeleyi esas alabilir ve alışılageldik biçimleri aşarak ilerleyebilirdi. İşçi sınıfındaki nicel artış, başka bir deyimle “toplumsallık”, sınıfın örgütsüzlüğü ve sınıf bilincinden uzaklığıyla paralel düşünüldüğünde yeni sınıf hareketlerinin saf işçi hareketleri olamayacağını gösteriyordu. Sınıf bilincinin ve sınıf hareketi niteliğinin kitlesel bazda mücadele içerisinde gelişeceği açıktır.

2013 yılı ve bütün bu tespitler güçlü bir sınıf hareketi ve sınıf hareketinde kopuş için hazırlık ihtiyacını ortaya koyuyor. Kıdem tazminatının gasbına ve asgari ücret köleliğine karşı yapılan çalışmalar işçi sınıfıyla buluşmanın olduğu kadar değişmenin ve değiştirmenin de adımları olarak değerlendirilmelidir. Bu noktada henüz küçük çaplı ama değer taşıyan adımlar atılmış, çalışmalar gerçekleşmiştir.

Bu çalışmalar derinleşerek ve genişleyerek devam edecektir. Bu hem bir plan hem de bir zorunluluktur. İşçi sınıfı çalışması kısa vadeli bir çalışma değildir. Süreklilik, kurumsallaşma ve atılım gerektirir. Bu konudaki çaba yaygınlaşmalı, daha merkezi ve kolektif bir yapıya kavuşmalıdır.

İşçi sınıfı ekonomik koşullar bakımından mücadeleye itilirken siyasi koşullar bakımından da avantajlı bir süreç yaşanıyor. Gezi İsyanı’nın açığa çıkardığı çelişkiler ve alt üst ettiği dengeler son “yolsuzluk ve rüşvet” operasyonuyla birlikte klikler arası çatışmayı kızıştırmıştır. Bu çelişkilerden yararlanmak, başka bir kliğe kapı aralamadan hükümetin istifasına çabalamak, halkın bir kazanımı olarak bunu sağlamak kilit bir önemdedir.

Pasif kalmak kaybettirecektir, bu yüzden aktif olmalı, hükümette odaklanan krizi sistemin krizi olarak büyütmeliyiz. İşçi sınıfı ve geniş emekçilere yolsuzluk, rüşvet, soygun ve talanın tam da sistemin kendisi olduğu propaganda edilmeli ve sınıfsal, sisteme dönük temalar daha yoğun kullanılmalıdır.

2014 yılında işçi sınıfını kıdem tazminatı, taşeron düzenlemesi, kiralık işçilik, bölgesel asgari ücret, esnekleştirme ve güvencesizliğin daha da yaygınlaştırılması gibi saldırılar bekliyor. Dünyada yaşanan ve etkileri Türkiye’yi daha da saracak olan ekonomik krizi de düşünürsek işçi sınıfı için ayrım daha da nettir: Ya kölelik ve çürüme ya da isyan ve örgütlenme…

Sınıf mücadelesinde tarihsel bir takım koşulların içerisine girmiş bulunuyoruz. Koşullar avantajlı, politika verimlidir. Soru basit ve yalındır. Bu tarihsel fırsatları değerlendirebilecek, bunun gerektirdiği dönüşüm ve hazırlığı gerçekleştirecek miyiz yoksa durumu idare mi edeceğiz? Bizim yanıtımız açıktır: İşçi sınıfına yoğunlaşacak, mücadeleyi büyütecek, örgütleyecek ve örgütleneceğiz.

2014’ün işçi sınıfı hareketinde daha büyük mücadelelere vesile ve umut olması dileğiyle…

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu