Makaleler

AKP Tarzı Demokrasi; “İleri Demokrasi”

Bugünlerde en çok konuşulan konulardan biri demokrasi. 30 Eylül’de açıklanan “demokrasi paketi” ile daha çok konuşulmaya başlandı. Paketi destekleyenler, eleştiriler, “yetmez ama evet”çiler yazıyor ve çiziyor bu konu hakkında. Demokrasiyi, paket paket servis edilen bir hediyelik eşya yerine koyarak. Bu tam da TC devletine özgü, AKP hükümetinin canı gönülden istediği türden “ileri demokrasidir.”

İktisadi gelişimin yetersiz olduğu, feodal kalıntıların hüküm sürdüğü, demokrasi kisvesi altında faşist diktatörlüğün devam ettirildiği, toplumsal farklılıkların ve muhalif güçlerin baskı altına alındığı, çeşitli açılımlarla etnik ve dini kimliklerin asimile edilmeye çalışıldığı, toplumun inanç, düşünce ve yaşam tarzına doğrudan müdahale edildiği, en demokratik hak taleplerinin dahi ölümle sonuçlandığı, bu faşist yönetimde demokrasi mücadelesi kaçınılmazdır. Devrime giden yolda önemli bir basamaktır.(“ Oysa demokrasi olmaksızın sosyalizm olanaksızdır. Çünkü: (1) Proletarya demokrasi savaşımı içerisinde, sosyalist devrime hazırlanmadıkça o devrimi yapamaz; 2) utkun sosyalizm, tam demokrasiyi uygulamaksızın, zaferini pekiştiremez ve insanlığa, devletin çözülüp dağılmasını getiremez” /Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları–Lenin, Sol Yayınları, sf: 246 2. Baskı)

AKP hükümeti, on yılı aşkın yönetimi süresince daha çok demokrasi söylemi ve kimi kısmı uygulamaları ile otoriter, diktatör yönetimi bütünleştiren bir pratiğe imza atmıştır. “İleri Demokrasi” olarak vurgulanan demokrasi anlayışı, “bu ülkeye komünizm gelecekse, onu da devlet getirir” diyen devlet eksenli demokrasidir. Bu tür bir “demokrasi” tüm farklı kimlik, düşünce görüş ve inançları devlet çatısı altında toplayan, devlet egemenliğini ve bu egemenliğe biati-itaati zorunlu kılan “demokrasi”dir.

AKP hükümeti, kendi muhafazakâr kimliği, dini ve siyasi görüşleri bağlamında emekçi halka demokrasi olarak gösterdiği ve bunun kabul edilmesi gerektiğini söylediği demokrasi budur.

Bu anlayış Gezi Ayaklanması sürecinde R. T. Erdoğan’ın her konuşmasında sandıktan ve de yüzde 50 oy oranından bahsetmesi, geriye kalan yüzde 50’nin buna uymak zorunda olduğunu söylemesiylede su yüzüne çıkmıştır.

“Ya bizdensin ya düşman”

Azınlığın çoğunluğa tabi olması, emekçi halkın, kendisine oy vermeyenlerin AKP hükümetine tabi olması, ona itaat etmesi olarak dayatılmıştır. AKP’nin istediği demokrasi budur. (“Hayır. Demokrasi azınlığın çoğunluğa tabi olmasıyla özdeş değildir. Demokrasi azınlığın çoğunluğa tabi olmasını kabul eden bir devlettir, yani bir sınıfın diğerine karşı, nüfusun bir bölümünün diğerine karşı sistematik zor uygulaması için bir örgüttür.”/ Devlet ve Devrim – Lenin. İnter Yayınlar. Sf: 99)

Burjuva demokrasisi, temel olarak insan hakları ve özgürlüklerini ön planda tutar gibi görünür. Demokrasi adına belli olanaklar da sağlar. AB’nin demokrasi havarisi kesilmesi gibi. Böyle olmak zorundadır da. Fakat uygulanan demokrasi, kapitalist sistemin kullanılmasını imkânsız hale getirdiği hak ve özgürlükleri, kapitalist sömürünün devamlılığı açısından, yeniden kapitalist sisteme uygun hale getiren bir demokrasidir.

Yoğun sömürü ve bunun yarattığı ağır yaşam koşullarına dair düzenleme burjuva demokrasisinin kapsamı dışındadır. (“Biz, kapitalizm koşulları altında proletarya için en iyi devlet biçimi olarak demokratik cumhuriyetten yanayız, ama en demokratik burjuva cumhuriyette bile, ücretli köleliğin halkın kaderi olduğunu unutmamalıyız.”/ Devlet ve Devrim – Lenin. İnter Yayınlar. Sf:28)

AKP hükümetinin bu çerçeve dışında sunacağı hiçbir demokrasi biçimi yoktur. Onun “ ileri demokrasisinin” kapsamı kendisi ile sınırlıdır ve 11 Eylül saldırısı sonrası G.W. Bush’un ağzına sakız olan “ya bizdensin ya düşman” söylemi niteliğindedir.

Faşizme “İleri Demokrasi” Maskesi

Adana’da elinde sarin gazı ile dolaşan El-Nusra üyeleri serbest bırakılır, “düşman olan” Gezi direnişçilerine onlarca yıl ceza verilir. Wan’da evleri enkaz altında kalan depremzedeler yaşadıkları konteynırlardan dışarı atılırken, Suriye’de yaptığı katliamlarla adını dünyaya duyuran çetelere devletin tüm olanakları sonuna kadar açıktır. Esad’ın halkına ettiği zulümden söz edilir ama Gezi Ayaklanması’nda sokağa çıkan milyonlarca insana edilmedik hakaret bırakılmaz.

Başörtülülere uygulanan zulümden söz edilir, inanç özgürlüğünden dem vurulur ama 4+4+4 ile neredeyse tüm eğitim sistemi İmam Hatip Okuluna dönüştürülür. İnanca yönelik saldırılara cezalar artırılır ama Alevilerin cemevlerine bir türlü ibadethane statüsü verilmez, bunu dile getirmek dini siyasete alet etmek sayılır. Almanya’da ya da Yunanistan’da Türklerin asimile edilmeye çalışıldığına dikkat çekilir, anadilinde eğitimin vazgeçilmezliğine vurgu yapılır ama demokrasi paketinde anadilde eğitim özel okullara havale edilir.

Demokrasi paketi açıklanır; polise savcılık kararı olmadan gözaltına alma yetkisi verilir, temel hak ve özgürlükler kısıtlanır. Hocalı katliamı Taksim’de ırkçı sloganlarla kutlanır, “düşman olan” işçilere, 1 Mayıs kutlaması için yasaklanır. Rabia işareti yapanlara sporda siyaset açıktır, Gezi Ayaklanmasını destekleyen sloganlar yasaktır. AKP politikalarını eleştiren yazar, gazeteci ve aydınları işlerinden kovmak, tutuklamak caizdir, muhalif olan herkesi hedef gösteren, tehdit eden AKİT, Yeni Şafak gibi gazeteleri kapatmak caiz değildir. Gezi Ayaklanması süresince 6 direnişçiyi katleden, onlarcasının gözünü çıkartan polis kahramandır, sokakta işkence, yargısız infaza karşı direnen, protesto eden “teröristtir”.

Katliamları araştıran gazeteci İsmail Saymaz’ı tehdit eden Eskişehir valisi masumdur, suçlu olan ve dikkat etmesi gereken İsmail Saymaz’ın kendisidir; “İleri demokrasi” dedikleri budur. Ve zaten Ali İsmail, onca görüntüye, kanıta rağmen arkadaşları tarafından öldürülmüştür! Ethem’i yüzlerce insanın gözü ve kameralar önünde silahla katleden polis, devlet koruması altına alınır, mahkemede Ethem’in ailesi şiddete uğrar, katil polis terfi ettirilir. Ethem’in cenazesine katılanlara dava açılır.

Demokrasi söylemi ile kitleleri yönlendiren, faşist diktatörlükte, yaşanan sorunların, hak ve özgürlük taleplerinin, mevcut baskıların hemen her birinin, kitlelerin özlem duyduğu bir çözüme kavuşturmasında demokrasi mücadelesinin önemi büyüktür, fakat bu, kitlelerin özlemini gidermez. (“Marksistlerse demokrasinin sınıfsal baskıyı ortadan kaldırmadığını bilirler. Demokrasi yalnızca sınıf savaşımını daha doğrudan, daha geniş, daha açık, daha belirgin hal getirir. Gerek duyduğumuz şey de budur.”/ Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları –Lenin. Sol Yayınları, sf: 244)

Demokrasi mücadelesi, sınıf mücadelesi içerisinde anlam kazanır ve ondan bağımsız ele alınamaz.

O nihai çözümde amaç değil hakkını yerine getiren bir araçtır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu