GüncelManşet

Düşleri bize kaldı!

9 Ekim’in öğle saatlerinden itibaren araçlar, hazırlıklarını tamamlayarak yola çıkıyor; Ankara’ya yakın şehirler ise günün sonunu bekleyerek gece yolculuğa hazırlanıyordu. Mola yerleri bile adeta miting alanına çevriliyor ve hiçbir fırsat kaçırılmayarak halaya duruluyor, sloganlar peş peşe atılıyordu. Yola çıkamayanlar öykünerek gidenlere bakıyor, bu devasa kalabalığı sessizce uğurluyordu. 2015’in 9 Ekim’ini 10 Ekim’e bağlayan gecesinde böylesi bir manzaraya, coşkuya yol açan ertesi gün gerçekleşecek olan “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”ydi.

2013’te yaşanan ve AKP’nin hiç unutamadığı, ülkemizde devrimin dinamiklerini ortaya seren, devrim ve demokrasi umutlarını tazeleyen Gezi İsyanı, yepyeni bir dönemin kapılarını açmıştı. Senelerdir halkın ve özellikle de gençliğin yaşamını baskı altına alan AKP’ye dönük tepkide simgeselleşen ve 2008 krizi sonrası mayalanan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki isyanlar silsilesinin bir parçası olan Gezi İsyanı aynı zamanda ülkedeki devrimci, demokrat ve yurtsever örgütlere tokat gibi çarpmıştı. İsyanı soluyan örgütler devrim, demokrasi, özgürlük ve ülkedeki dinamikleri yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış, bunu beceremeyenlerse dar bir çember içerisinde sıkışmaya devam etmişlerdi.

15-16 günlük işgal günlerinin ardından fiili işgal devlet tarafından zor kullanılarak bastırılmış ama ne var ki Gezi’nin isyan ruhu milyonları yeniden ayağa diktiğinden isyan ve etkilerinin bir-iki ayda silinemeyecek bir etkisi olduğu artık egemenler tarafından dahi dillendirilir duruma gelmişti. Keza 2013 Eylül’ünün devletin “sendromu” haline gelmesi, yine aynı yılın Aralık ayında AKP’nin 4 bakanının başını çektiği rüşvet çarkının, pisliklerinin ortaya serilmesi, Soma Katliamı derken “Gezi Ruhu”, bu halkın, gençliğin mücadelesinin solmayan rengine dönmüştü.

Aynı günlerde emperyalizm ve başta faşist TC olmak üzere yerli uşakları tarafından semirtilen tecavüzcü-katil DAİŞ, önce Şengal’e ardından ise Rojava Devrimi’nin özgürleştirdiği Kobanê kentine saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Gezi’nin bilediği isyan ruhu, Kürt ulusuna dönük mezalimle de daha yakından haşır neşir olmaya başlamış, Kürt ulusal hareketinin Gezi İsyanı’ndan çıkardığı deneyimlerle attığı adımlar iki isyan noktasını Şengal ve Kobanê’deki işgale karşı birleştirmişti.

Egemenlerin bir yandan yolsuzluklarının açığa çıkması bir yandan Soma, Ermenek, Torunlar vd. örneklerde görüldüğü üzere patronların koruması konumunda katliamlara ortaklıkları bir yandan DAİŞ ile Ortadoğu coğrafyasında kıyıma girişmesine rağmen iki isyan noktasının yakınlaşmasına engel olamayışı kanlı bir sürecin planına girişmelerine neden oldu.

“Teğet geçti” denilen 2008 krizi, dünya genelini isyan ve grevlerle sarsarken aldığı yapay önlemlerle bunun ülkedeki etkisini azaltabileceğine inanan egemenler tüm bu tehditleri savuşturabilmek için 2013’te ilan ettikleri “çözüm süreci” masalından sıyrılarak açık faşizmi hayata geçirmeye başlamış ve 2014’te Kobanê Serhildanları döneminde olduğu gibi alttan alta hazırladığı sivil faşist güçlerini sokağa salmaya başlamıştı. Derken 7 Haziran 2015 genel seçimleri geldi çattı. Ülkenin dört bir yanında ilerici tüm güçlerin çoğunluğu HDP’yi desteklediğini açıklamış ve bunun yarattığı tablo da Gezi İsyan ruhunun emarelerini göstermişti.

Aynı günlerde “400 milletvekili verin, bu iş bitsin” diyen egemenler, 7 Haziran’da bu birliktelik ruhuna karşı ilk Adana, Mersin ve Amed’deki bombalı saldırılarla atağa geçti ve Amed’deki saldırıda yaralananların sandık başına gittiği bir seçim sonrası HDP, Meclis’e girmek bir yana, Meclis’in 3. Partisi konumuna yükseldi. Bunların elbette önemi vardı, ancak daha da önemlisi “faşizme karşı kazanım sağlayabilmeyi” deneyimleyen bir halk gerçekliği vardı karşımızda… Keza Kürt ulusunun Rojava devrimiyle taçlandırdığı mücadele hattı en önemli damarlardan biri olarak bu deneyimin içinde yer alıyordu. Egemenlerin en çok korktuğu, bu birlikteliğin büyümesi ve radikalleşmesiydi.

Seçimlerin ardından ilk saldırı, DAİŞ’in temizlendiği Kobanê’ye oldu. TC sınırlarından bomba yüklü kamyonların giriş yaparak düzenlediği bombalı saldırıda 250’den fazla insan, ardından 20 Temmuz’da SGDF’nin Kobanêli çocuklar için başlatmış olduğu kampanyanın finalini yapmak amacıyla gittikleri Riha (Urfa) Pirsûs’ta (Suruç) AKP’nin DAİŞ eliyle düzenlediği bombalı saldırıda 33 devrimci genç katledilmişti. Aynı günlerde T. Kürdistanı’nda özyönetim ilan edilen bölgelerden her gün sokağa çıkma yasağı ilanları ve katliam haberleri gelmeye başlamıştı.

Bir yandan umutların büyüdüğü bir yandan faşist devletin korku iklimi yaratmaya çalıştığı bir ortamda yüz binlerce insan Ankara’ya akıyordu.

“Emek”, “barış” ve “özgürlük” talepleriyle…

 

Devrimcilik “oynamak” ve “yapmak”

Ankara Garı’nda art arda patlatılan iki bomba sadece 103 kişinin yaşamına mal olmadı. Aradan geçen bir sene boyunca gördük ki, bu saldırı öncesi ve sonrası ile; son üç senedir mayalanan isyan ile isyan deneyimleri konusunda oldukça zengin olan Kürt ulusunun direnişinin birleştiği kaynağı yok etmeyi, sindirmeyi, “Artık evimize dönmüyoruz” diyenleri evlerine hapsetmeyi amaçlıyordu.

İlan edilen 2. OHAL ile bu yönelimin derinleşeceği ve klik dalaşında galip gelen AKP’nin, tüm isyan damarlarını kesebilmek için yeni saldırı yönelimleri içinde olacağı açıktır.

Ankara Garı’nda ölümsüzleşenlerimizi andığımız bugünlerde sokağa çıkmak bile devrimci bir eylem haline gelmişken, kendisini komünist olarak tanımlayanların omuzlarına binen görevler daha da ağırlaşmış; komünist hareketin sırtında kambur haline gelmiş; atıllığın, tasfiyeciliğin, körlüğün kökünün kurutulması hayati bir önem almıştır.

Faşizmin “dokunan yanar” dediğine dokunmaya cesaret edemeyenlerin, yenilenmeyenlerin, üzerindeki ölü toprağı atmayıp o toprağa deve kuşu misali gömülenlerin değil komünistliği; ilericiliği ve demokratlığının sorgulandığı, devrimcilik adına konuşanların maskesinin düştüğü böylesi bir dönemde atılacak her geri adım düşmanın hanesine yazılacak bir başarıdır.

Kanlı meydanlarda, Mezopotamya coğrafyasında ölümsüzleşenlerin yarım kalan düşünü gerçekleştirebilmek katledilenleri “unutmayacağımızı” sokaklarda ilan etmenin yanı sıra düşleri gerçeğe dönüştürmenin sorumluluklarını gerçek manasıyla omuzlamakla mümkündür.

Devrim, “devrimcilik oynayarak” değil “devrimcilik yaparak” mümkündür!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu