Makaleler

Kumlu gitti, kavga bitti Mİ?

“Türk-İş topluluğu içinde şube yöneticiliğinden genel başkanlığa kadar her kademede otuz altı yıl emek vermiş bir sendikacı olarak Türk-İş’in yüksek çıkarları benim için önemlidir. Verdiğim bu önem gereği, Yönetim Kurulu içinde yaşanan problemlerin aşılmasındaki en önemli görevin bana ait olduğu inancını taşıyor, bu temenniyle Türk-İş Genel Başkanlığı’ndan istifa ediyorum.”

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu işte bu açıklama ile 2 Eylül sabahı görevinden istifa etti. Kumlu istifası ile ilgili yaptığı açıklamada, oldukça “duygulu” ve kibardı. Hemen işleme konulan istifasının ardından Türk-İş Genel Merkezi’ni terk ederken, Türk-İş’ten “dostları” ile aynı gün öğleden sonra Sürmeli Otel’de (aşağısı kurtarmazdı zaten) biraraya gelerek, onlardan “helallik” istedi.

Kumlu’nun yerine “Gelen gideni aratır” sözünü doğrulatırcasına Türk-İş’e bağlı Demiryol-İş Sendikası’nın Genel Başkanı Ergün Atalay getirildi. Evet, yanlış duymadınız, Ergün Atalay, dedik. Hani Tekel Direnişi döneminde “İzmir’de çalışan işçiyi gönderin Hakkari’ye, Muş’a zaten gidemez” diyerek, 4-C’yi hayata geçirme konusunda Başbakan Erdoğan’a “fikir babalığı” yapan sendikacı. Aynı zamanda Erdoğan’ın yakın arkadaşlarından olduğu da söylenen Atalay, 1999’dan bu yana Türk-İş yönetiminde olan Kumlu ile hep aynı listede yer alıyor, “aynı kaptan besleniyor”du!

 

Kumlu, Tekel direnişine adını yazdırdı

Türk-İş’in, “devletin işçi içerisindeki tamponu olması” için kurulduğu, kuruluş tarihi olan 1952’den bu yana bilinen bir gerçek. Ancak sınıf bilinçli işçi ve emekçilerin mücadelesinin ve ödedikleri bedellerin bir sonucu olarak Türk-İş’teki sendikalar sınıf mücadelesinde zaman zaman önemli roller üstlendiler. Ancak sendikalardaki bu değişimin, Türk-İş’in en tepedeki bürokratizmini çok etkilediği söylenemez.

Gelelim 1999’dan bu yana yönetimde olan Kumlu dönemine… Bu dönem, Türk-İş ile hükümetlerin yan yana poz verdiği ve bundan alenen en fazla gurur duyduğu dönemdir herhalde. Özellikle son süreçte Gezi İsyanı sırasında Erdoğan’ı “yedirtmemek” için gazetelere hükümete bağlılık ilanı verenler arasına giren Türk-İş’in bu tavrında, Kumlu’nun artık uzlaşmacılığın ötesine geçen duruşunun etkisi var elbette.

Yakın zaman olduğu için iyi hatırlanır; 2010 kışında Ankara’nın göbeğinde 4-C’ye karşı aylarca çadır kuran Tekel işçilerine “bizden değil” diyerek sırtını dönen ve AKP’nin etekleri altına gizlenen Türk-İş, kısa süre sonra da hükümetle Tekel işçileri adına görüşerek, işçilerin direnişinin altını boşalttı. Ve işçilerin aylarca kar-kış-kıyamet demeden mücadele ettikleri 4-C’nin altına imza atarak binlerce işçiyi etkileyecek bir anlaşmayı yürürlüğe soktu. Hükümet, uğraşsa bu kadar “iyi”, bu kadar yandaş bir yönetim bulamazdı herhalde!

 

AKP mimarı, yolsuzluk ustası, işçi düşmanı Kumlu!

Peki “gururuyla” istifa eden Mustafa Kumlu kimdi? İstifa ettiği için pek bir anlam ifade etmeyecekmiş gibi görünse de, Kumlu’nun kimliği Türk-İş’in şekillenişi ve AKP’yle ilişkileriyle yakından ilgilidir.

1977 yılında Tes-İş Kayseri Şubesi yönetimine giren Kumlu, 1990’da Tes-İş Genel Merkez yönetimine ve 1999’da da genel başkanlığa seçildi ve o günden bu yana hakkında çıkan tüm yolsuzluk iddialarına karşın bu görevini sürdürdü. Ve dikkat çekmek isteriz ki, bugün Kumlu’nun istifası ile tartışılan konular arasında bile işçinin alınterini emen bu sülüğün yolsuzlukları yer almıyor.

2008 yılı Aralık ayında Olağanüstü Genel Kurulu’nu toplayan Tes-İş Sendikası’nda, Kumlu aleyhinde ciddi yolsuzluk iddiaları gündeme gelmişti. Genel Kurul öncesinde “Demokratik Değişim Grubu” adıyla birlikte hareket eden 17 şube başkanından oluşan muhalif sendika yöneticileri, Kumlu’yu, Tes-İş Sendikası’nı 250 milyon TL zarara uğratmakla suçlamıştı. Tes-İş Sendikası Denetleme Kurulu’nun geçen yıl hazırlamış olduğu çok kapsamlı bir rapor halen savcılıkta bulunuyor. Ve o dosyanın akıbeti bilinmiyor!

Kumlu’nun genel başkanlığa getirildiği ilk genel kurul olan 2007 tarihli kurula, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan R. T. Erdoğan da katılmıştı. O kurulda, yeni genel başkan Ergün Atalay da Kumlu’nun listesinde yer alıyordu. Kumlu burada yaptığı “Genel Başkanlık ateşten gömlek, verirseniz Allah razı olsun, vermezseniz de demiştim. Siz bu ateşten gömleği bana ve arkadaşlarıma giydirdiniz. Bu ekiple hiçbir engel tanımayacağımıza inanıyorum. Bunlar AKP’liydi, MHP’liydi dediler bizim için. Bunları kafanızdan çıkartın. Allah utandırmasın” şeklindeki konuşma ile adeta Gül ve Erdoğan’ı selamlamış ve bağlılık yemini vermiştir.

Ayrıca herkesçe bilinen bir gerçektir ki, 2000-2001 yıllarında inşa edilmeye başlanan AKP’ye en büyük destek o dönem Kumlu’nun genel başkanlığını yaptığı Tes-İş Sendikası’ndan gelmiştir. AKP inşa toplantıları için tüm salonlarını seferber eden Kumlu’nun bu hizmetleri, AKP hükümeti tarafından Türk-İş Genel Başkanlığı ile ödüllendirilmiştir.

Ayrıca Kumlu’nun genel başkanlığını yaptığı Tes-İş Sendikası’ndaki pratiklerini incelediğimizde; Kumlu’nun işçi düşmanı yüzünü bir kez daha görürüz. Tes-İş’in örgütlü olduğu enerji işkolunda ise şalter yıllardır sadece bir kere indi. O da 16 Haziran 1975’te… Yani, Kumlu, ne Türk-İş Genel Mali Sekreterliği ne de Türk-İş Genel Başkanlığı yaptığı dönemlerde, altına imza attığı iş durdurma kararlarına uydu.

 

“Kumlu gitti, kavga bitmedi”

Peki şimdi Kumlu gitti, kavga bitti mi? Hayır bitmedi. Ne Kumlu’nun gitmesi ne de “Biz bundan sonra arkadaşlarımızla beraber Türk-İş’in birliğini ve bütünlüğünü korumak için ve ülkemizde hak ettiği en saygın yere ulaşması için elimizden geleni yapacağız” diyen Atalay’ın gelmesi Türk-İş’te bir değişiklik yaratabilir ve kimse de beklentiye girmesin, yaratmayacak. Çünkü Türk-İş’te iyice ayyuka çıkan hükümet-sendika bürokratlarının ilişkilerinin bu kadar alenen olması yaşanan değişikliğin bazı “içsel” anlaşmazlıklardan kaynaklandığını gösteriyor. Yoksa Kumlu, işçi sınıfından beslenen ya da en azından yüzünü işçi sınıfına dönen bir muhalefetten kaynaklı gitmedi. Ki hükümetin, Türk-İş’e bu kadar rahat bir biçimde “arka bahçe” muamelesi yapması ve burada at koşturması tam da bu muhalefetin yokluğundan kaynaklanıyor. Türk-İş içerisinde “muhalefet” iddiasıyla ortaya çıkan çeşitli birliktelikler ilerici nüveleri içerisinde barındırsa da hiçbir vakit -Gezi’de de gördüğümüz üzere- “duran adam” olmanın ötesine gidemediler.

Türk-İş’te değişiklik yaratacak tek bir şey vardır; o da artık sarıyı-beyazı aşmış; uzlaşmacılıktan işbirlikçiliğe geniş bir yelpazedeki işçiye uzak tüm özellikleri taşıyan sendikal sınırları yıkan bir işçi ve emekçi hareketi… Hayal değil, bu söylediklerimiz. Keza Gezi İsyanı’ndan gördük ki, halk yeni örgütlenme şekilleri oluşturuyor; sınırları yıkıp geçiyor ve yeni bir direniş kültürü yaratıyor.

Bizim dayanacağımız nokta tam da burası. 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu