Manşet

(Özel haber) Tacizi görüp, inadına bağırmak…

Gün geçmiyor ki sokak ortasında, otobüslerde ve tramvaylarda tacizle karşılaşmayalım. Erkeklerin her hakkı kendilerinde gördükleri, “ormanın kralı aslan” misali ortalarda “kendine güvenli” dolaştığı bu ülkede elbette her an her dakika her yerde taciz ve tecavüzle karşı karşıya kalmak, acı ama gerçek bir durum.

Bu gerçekliği hemen hepimiz biliriz değil mi? Ama yaşamda tacizle karşılaşmak büyük korkumuz, tecavüz ise aklımıza bile getirmek istemediğimiz bir ihtimalken; bir başka kadının yaşadığı bir tacize tanık olmak hatta tanıklığın ötesinde karşı durmak için adım atmak o kadar zor ki!

Her birimiz kim bilir kaç defa görmüşüzdür, bir erkeğin kadının bedenindeki arsız gözlerini ya da bakışlardan öte kendisini… Ama görmezlikten gelmiş, “yok yok, yanlış anladım” demişizdir. Ama aslında içimiz, yanlış görmediğimizi bilir ve vicdanımız kıvrandırsa da bizi sustururduk onu.

 

Ve taciz başlar…

Bir olay anlatmak istiyorum bu konu ile ilgili…

Bugün (5 Ekim) tramvayda köşeye onlarca insanın sıkışmasından kaynaklı daha doğrusu erkeklerin kadınları sıkıştırmasından kaynaklı bir yabancı uyruklu siyahî bir kadının tacize uğradığını gördüm.

Tam emin olmak için bir süre kadının ve arkasında duran 7 erkeğin hareketlerini izlemeye başladım. Erkekler kadını sıkıştırmaya çalışıyor ve arkasında gülerek birbirlerine bir şeyler söylüyorlar. Ve kadın onların ne yaptığını anlamayıp kendini uzaklaştırmaya çalışıyordu ama etrafını öyle bir sarmışlardı ki oradan çıkmak nafile.

Aslında inecekleri bir durak sonra olmasına rağmen erkekler kadının arkasından kadını taciz ettikleri için kadın inene kadar tramvayda durmaya çalışıyorlardı. Hatta biri diğer arkadaşlarına seslendi ve “Ya oğlum, burası acayip zevkli. Sonraki durakta ineriz, yürürüz bir şey olmaz” diyerek biraz uzağında olan 3 arkadaşı ile konuşmaya başladı.

 

Tacizci erkekleri tramvaydan kovduk

Kadının tacize uğradığı kesin olarak fark ettikten sonra kadınların arkasında duran ve hala kadını taciz eden erkeklere dönerek “Yeter artık siz ne yapıyorsunuz?” diye bağırmaya ve ağzıma ne geldi ise söylemeye başladım. Onlar da gülerek ve üstüme yürüyerek “Sen ne diyorsun yani biz tacizci miyiz?” dediler.

Bende “Evet yaptığınız şey tam da bu, inin bu araçtan” dedim ve benimle tartışmaya ve yaptıklarını inkâr etmeye başladılar. Ardından ben bağırmaya devam ettim. Benimle birlikte aslında herkesin gördüğü ama sustuğu şeyi haykırmaya başladım ve yanımda olanlar da bana destek vererek 7 erkeğin üstüne yürümeye başladık.

Ardından imdat butonuna basarak tramvayı durdurdum. Ve tacizcileri tramvaydakilerle birlikte dışarı attık.

 

“Uluslararası kadın dayanışması”

Bu olayın yaşanmasının ardından tacize uğrayan kadın yanıma gelerek bana bir şeyler söylemeye çalıştı, fakat İngilizce bilmediğim için cevap veremedim.

Daha sonra İngilizce bilen biri yanımıza gelerek kadının bana söylediklerini aktardı. Tacize uğrayan kadının çok teşekkür ettiğini ve aslında tacize uğradığının farkında olduğunu ama uyarmakta zorlandığı, söyleyemediğini anlattı.

Benim de o an aklıma eylemlerde duyduğum “Yaşasın kadın dayanışması” sloganı geldi. Ben de kadına bu sloganı “Yaşasın uluslararası kadın dayanışması” diyerek değiştirdim ve kadına bunu söylemeden gülümsedim ve “önemli değil” dedim. O da gülümsedi.

Bu tacizi aslında benimle birlikte herkes görüyordu, fakat herkes susmayı tercih ediyordu. Özellikle kadınların hiç susmaması gerekiyor. Bir gün bu olayın aynısını yaşadıkları zamanda mı susacaklardı acaba diye sormaktan kendimi alamadım.

Sonra düşündüm, evet, susacaklardı. Çünkü konuşurlarsa, suç onların olacaktı. Herkes böyle düşünecekti. Ya kimse destek çıkmazsa, ya kadın ortada yapayalnız kalırsa ve üstelik bir insanı tacizle suçlayacak kadar “ahlaksız” ilan edilirse… Kim kadının bu yaralarını saracaktı!

 

“Sen niye karışıyorsun, ya sana bir şey yapsalar “

Olayın ardından benimle konuşan bir teyze “Kızım, sen niye karışıyorsun? Ya sana bir şey yapsalar, ya seni takip etseler?” dedi ve ardından “Hem de o kadın zaten yabancı, boşver” diyerek aslında herkesin neden sustuğunun cevabını verdi.

Bu cevap ile biraz düşündüm. Ülke dışından gelen kadınlara yönelik erkek egemen yargı nasıl da yerleşmişti taa hücrelerimize… Bir de kadının ses çıkarma korkusu, aslında zarar görme korkusundan kaynaklanıyor, bir kez daha anladım.

Evet, herkesin bildiği ama sustuğu bu durumda susmamayı bir YDK’lı olarak kendime görev olarak görüyorum. Bu duruma susmuş ve kabul etmiş olsaydım, yüzümü çevirip gözlerimi kapatsaydım, önce kadın olmamın ardından da YDK’lı olmamın ne anlamı kalırdı!

Susmadığım sessizliği bozduğum için, yüzümü çevirmeyip inadına tacizi görüp bağırdığım için kadınım ve YDK’lıyım!

 

İstanbul bir YDK’lı

 

Kaynak: www.yenidemokratkadin.net

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu