MakalelerPusula

Nasıl bir savaşçı olmalıyız?

“Nasıl bir savaşçı olmalıyız?” sorusuna yanıt olurken birinci olarak belirtmeliyiz ki; savaşımız sadece gerilla savaşından ibaret değildir. Kırda veya şehirde, legal veya illegal örgütlenmelerde, işçi ya da gençlik ve kadın faaliyetinde, mücadelemiz hangi biçimde olursa olsun, Halk Savaşı’nın bir parçasıdır.
Her savaş, kendi koşulları içerisinde değerlendirilir. Bir savaşın karakterini, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik-kültürel-tarihsel özellikler belirler. Ve her savaş, niteliği ve biçimi gereği istediği savaşçı kişilikleri dayatır/yaratır.
Bizim yukarıdaki soruya yanıtımız ise; savaşın her an değişen ihtiyaçlarına göre değişen-değiştiren, gelişen-geliştiren, eleştirel-sorgulayıcı düşünen, araştırma-inceleme yapan, adeta zaman ayarlı bir bomba gibi her an düşmanı yenmek için plan yapan ve aynı zamanda bu planlar doğrultusunda harekete geçen bir devrimci olmalıdır…
Fakat pratik süreç içerisinde, tanımlamış olduğumuz savaşçı kavramının altını yeteri kadar dolduramadığımız ortadadır.
Kapitalizm, özel mülkiyet üzerine kuruludur. Emperyalist-kapitalist sistemde eşyanın insan üzerinde kurduğu egemenlik güçlenirken, insan da giderek metalaşmıştır. Böyle bir dünyada insan yaşamını en dar, kişisel çıkarlar yönlendirir. Ve burjuva ideolojisinin özü olan bireyciliği, rekabet yöntemiyle körükler. Marx, Kapital’de Robinson Cruse’i anlatır. Bir adada yalnız başına kalan Robinson Cruse, önce bir ev inşa eder. Günlük ihtiyaçlarını kendisi üreterek, ekerek, biçerek karşılar. Daha sonra adada tek başına olmasına rağmen evin kenarını çitle çevirerek kendi özel mülkiyetini ilan eder. İlk karşılaştığı yerli olan Cuma’yı köleleştirerek emeğini sömürür. Adadan ayrılma fırsatı doğduğunda, yolculuk sırasında kölesini bir başkasına satar. Robinson Cruse, burjuvazinin ideolojisine, düşünüş yöntemine, yaşayış biçimine çok güzel bir örnek teşkil eder.
Bizler devrimci mücadeleye böyle bir toplum gerçekliği içerisinde katılıyoruz. Doğallığında küçük-burjuva ideolojisinin yansımasını çeşitli biçimlerde üzerimizde barındırıyoruz. Eğer “komutan olmak” için komutan olmak istiyorsak, bu görevin bizim için Robinson Cruse’nin çitlerle çevrelenmiş olan evinden bir farkı yoktur. O görev “ben”i yaşatarak kendi kişisel çıkarlarımızı var ettiğimiz özel mülkümüzdür. Oysa bir proleter devrimci daha ağır görev ve sorumlulukları halka, devrime daha fazla hizmet etmek için ister, çünkü onun kafasında sadece ve sadece devrim vardır, kişisel hesaplar yoktur.
“Özgürlük zorunlulukların bilince çıkarılması ve uygulanmasıdır” diyor Mao yoldaş. Devrim, zoru başarmaktır. Devrim zorlu, çetin, karmaşık ve güçlüklerle dolu süreçlerden geçerek ilerler. Devrim, özveri, çaba ve ısrar gerektirir. Elbette biz, bir biçimde bu özelliklere sahip olarak bu mücadeleye katılmışızdır. Mücadele seyri içinde pratik, devrim bilincimizdeki netlikle orantılı olarak bizi ileriye taşıyan veya geriye iten bir şekilde olacaktır.
Bir dağa tırmanmak bazen bize zor gelebilir. Veya dünyayı değiştirme pratiğinin içinde görevlerimizden birisi olan yazılarımızı acaba hangi birimiz zamanında teslim etmişiz? Kitle faaliyeti yürütürken, uzun süreli bir mücadele içerisinde olduğumuzu unutarak çabuk sonuçlar elde etmek istediğimiz, bu olmadığı zaman da farklı değerlendirmelerde bulunduğumuz zamanlar olmamış mıdır?
Küçük-burjuva ideolojisinin saflarımızda en önemli yansımalarından biri, emek harcamaktan tasarruf etmektir. Emek harcamak zordur. Devrim emek ister. Devrimcilik ise, bilinçli olarak bir bütün değişme ve değiştirilme eylemidir. Zoru başarmak; her zaman güçlü, ısrarlı ve kararlı bir çabayı şart koşar. Unutmayalım! Karşımıza çıkan her güçlük kendimizi aşma fırsatı demektir. Bu fırsatları ne kadar değerlendirirsek, o oranda devrime yakınlaşmış oluruz.
“Neden silahlı mücadele?”, “düşmanımız kim?”, “neden savaşçı bir örgütüz?” gibi soruları sık sık kendimize soralım. Bugün için bu sorulara vereceğimiz cevaplar ne kadar net olursa görevlerimizi daha nitelikli bir şekilde yerine getirmiş oluruz. Savaşın devrimci erleri olmaktan kastımız, proletarya ideolojisinin, MLM biliminin ışığında proleter devrimci olmak için çaba göstermektir. Ve görevimiz, politikalarımızı bilince çıkarmak, pratiğe uygulamak, uyguladıkça özümsemek, pratik içerisinde eksikliklerimizi tamamlamak, yanlışlarımızı atıp yerine doğruları koymaktır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu